Aylık arşivler: Mart 2011

PEYGAMBER EFENDİMİZDEN NASİHATLAR

Ashâb-ı Kirâm’dan Ebû Zerr hazretleri bir gün Peygamber Efendimize: “Bana tavsiyede bulun yâ Rasûlallah” diye ricâda bulununca Peygamber Efendimiz Hz. Ebû Zerr’e şu nasîhatlerde bulundu:
— Sana Allah’tan korkmanı tavsiye ederim. Çünkü Allah korkusu her işin başıdır.
— Kur’ân’ı oku, Allah’ın zikrine sarıl. Çünkü zikrullah senin için yeryüzünde ışık, gökte de saklanan bir azıktır.
— Sakın çok gülme. Zîrâ çok gülmek kalbi öldürür, yüzünün nûrunu söndürür.
— Çok konuşmamaya çalış çünkü bu, şeytanın senden uzaklaşması için bir vesîle, dînini koruman hususunda bir yardımcıdır.
— Fakirleri sev, onlarla hemdem ol.
— Senden aşağıdakilere bak, senden üstünlerine bakma. Bu, Allah’ın sana verdiği nimetleri küçümsememen için en uygun yoldur.
— Acı da olsa hakkı söyle.
— Bildiğin kusurların seni, halkın eksikliklerini araştırmaktan alıkoysun. Yaptığın bir işi, başkaları yaptığında kızma. Kendi noksanlarını görmeyip, insanların ayıplarıyla meşgul olman, irtikâb etmekte olduğun bir fiili insanlar yaptığında kendilerine kızman ayıp olarak sana yeter, dedi ve eliyle göğsüne vurarak:
— Ey Ebû Zerr! Tedbir gibi akıl, günahlardan sakınmak gibi verâ, güzel ahlak gibi servet yoktur, buyurdu. (Hayatü’s-Sahâbe 4-206/207)

Reklamlar

İki Yol (Mahir ŞAHIN)

Bir zamanlar bir ülkede yaşayan iki asker varmış.
Bunlar bir gün komutanlarından bir emir almışlar. Bu emre göre uzak bir şehre gitmeleri gerekiyormuş.
Komutanlarının verdiği emri duyunca:
“Baş üstüne!” deyip hazırlık yapmaya gitmişler.
Daha sonra da beraberce yola koyulmuşlar.
Az gitmişler, uz gitmişler. Epeyce bir yol gitmişler.
Sonra yolun ikiye ayrıldığı bir kavşağa gelmişler.
Orada bir adam durmaktaymış.
Selam verip biraz sohbet etmişler.
Daha sonra adam askerlere:
“İsterseniz size bu iki yol hakkında biraz bilgi vereyim. Beni dinledikten sonra hangisinden gideceğinize karar verirsiniz.” demiş.
Askerler memnun olmuşlar.
Adam:
“Aslında bu yolların her ikisi de aynı uzunlukta. Fakat  sağdaki yoldan gidenler zarar görmez. Üstelik o yoldan gidenlerin onda dokuzu, çok rahat eder. Hatta çok büyük kazançları olur.
“Şu soldaki yol ise pek faydalı bir şey yoktur. Üstelik o yoldan giden yolculardan onda dokuzu da zarar görür.”
“Sol yolun yolcuları, görünüşte bir hafiflik ve rahatlık içindedirler. Çünkü kendilerine bir ölçüde zahmet verecek çanta, silah gibi şeyleri yanlarına almamışlardır. Onlar hiçbir kanun ve düzene uymazlar.”
“Kurallara ve askerlik düzenine bağlı olan sağ yolun yolcuları ise, görünüşte biraz zahmet çekerler.
“Çünkü çeşitli yiyeceklerle dolu çantalarını ve gerektiğinde düşmanlarına karşı kullanacakları silahlarını yanlarında taşırlar.” demiş.

Askerler, adamın söylediklerini dikkatle dinlemişler.
Fakat her biri farklı yoldan gitmek niyetindeymiş. Birbirlerini ikna etmek istemişlerse de başarılı olamamışlar.
Daha sonra o iki askerden birisi sağdaki, diğeri ise soldaki yoldan gitmiş.
Sağdaki yoldan giden asker sırtına yiyecek, silah gibi ağırlıklar yüklenmiş olarak yol alıyormuş.
Biraz zahmet çekmiş. Fakat onun kalbi ve ruhu, pek çok korkunun ve başkaları tarafından aşağılanmanın ağırlığından kurtulmuş.
Soldaki yoldan giden diğer asker ise, kurallara uymak istememiş. Hatta askerlik görevini de terk etmiş.
Böyle yapmakla bir ölçüde serbest hareket etmiş, bedeni bir miktar ağırlıktan kurtulmuş.
Fakat bu defa da onun kalbi ve ruhu pek çok korku ve aşağılanmanın ağırlığı altında ezilmiş.
Yol boyunca her şeyden korkmuş, herkese dilenci olmuş.

Nihayet güç bela o şehre ulaşmış. Ama zaten asi ve kaçak olduğundan kendisini yakalanıp hapse atmışlar.
Sağdaki yoldan giden asker, görevini biliyor ve seviyormuş. Bu sebeple gerekenleri yapmış. Çantasını ve silahını sürekli yanında taşımış.
Bunun için ne kimseden korkmuş, ne de kimse tarafından aşağılanmış. Vicdanı ve kalbi rahatlık içinde yolculuk yapmış.
Hedefe ulaştığında ise, görevini başarıyla tamamlamış kimselere yakışır bir şekilde karşılanmış.
Görevini sorumlulukla yerine getirdiği için kendisine birçok ödül de verilmiş.
Şimdi bu masalın gerçek anlamına bakalım:
Sevgili dostum!
Yolculuğa çıkan o iki asker, aslında iki tip insanı temsil etmektedir.
Onlardan birisi Allah’ın kanunlarına boyun eğen, uysal bir kimsedir. Bu kişi masalda sağ yoldan giden yolcu olarak gösterilmiş.
Diğeri ise içindeki kötülük odağı olan nefsinin isteklerine uyan ve emirlerini dinlemeyerek Allah’a isyan eden kimsedir. Bu kişi ise masalda sol yoldan giden yolcu olarak gösterilmiş.
O yolculuk ise, herkesin bir ömür yaşadığı şu hayat yolculuğudur.
Bu yolculuk ruhlar aleminde başlar. Dünyada devam eder. Nihayet ölüm tünelinden geçip ahiret ülkesine ulaşır.
Çanta ve silah ise, kişinin hayatı boyunca yaptığı ibadet ve iyiliklerdir.
İbadet ve iyilik yapmak insanlara zor gelir. Fakat bu zorlukların içinde nice güzellikler de vardır.
Üstelik insanlar onlarda hiçbir şeyde bulmadıkları çok özel ve güzel tatlar da bulurlar.
Daha da önemlisi yapılan ibadet ve iyiliklere karşılık Ahiret ülkesindeki sonsuz hayatta çok önemli ödüller verilecektir.
Tabii kötülük ve günahlar için de o denli cezalar…

 

İyimser ve Karamsar

Bir zamanlar bir ülkede yaşayan iki adam varmış.
Bu iki adam, aynı günlerde bir yolculuğa çıkmışlar.
Hem eğlenmek, hem de ticaret yapmak istiyorlarmış.
Ama bu iki adamın birbirlerinden önemli bir farklılığı varmış.
Çünkü birisi varlıkların yaratıcısı ve sahibi olan Allah’a inanıyor, diğeri ise inanmıyormuş.
*
İnançlı  olan bir yöne, inançsız olan da diğer bir yöne gitmiş.
İnançsız adam bencilmiş. Yani sadece kendisini düşünür, başkalarına hiç değer vermezmiş.
Üstelik çok da karamsar bir kişiymiş.
Her olayı kötüye yorar, sürekli olumsuz ve üzücü şeylerden söz edermiş.
Zaten, kötümserlik inançsızlığın bir özelliği değim miymiş!
*
Yolculuğu esnasında bu inançsız adamın yolu bir memlekete düşmüş.
Çok kötü bir yermiş burası.
İnsanlara kötülük ve eziyet eden birçok  zalim ve zorba adam varmış burada.
Bunlar güçsüz ve zavallı kimselere sürekli olarak işkence ediyorlarmış.
O zavallıların elinden de ağlayıp sızlamaktan başka bir şey gelmiyormuş.
İnançsız adam, gezdiği her yerde hep bu türden çok üzücü ve korkunç durumlar görmüş.
Bütün ülke bir yas yeriymiş adeta.
Her tarafta pek çok cenaze ve ümitsizce ağlaşıp duran öksüz-yetim çocuklar varmış.
*
Gördükleri o kişiyi çok etkiliyor, vicdanı sürekli acı çekiyormuş.
O acıları hissetmemek için, hemen o üzücü ortamı terk ediyormuş.
Fakat nereye giderse gitsin, hep aynı şeylerle karşılaşıyormuş.
Bu durumdan kurtulmak için çok uğraşmış.
Ama uğraşması boşunaymış.
Sonunda içki içip sarhoş olmaktan başka bir çare bulamamış.
*
İnançlı olan diğer adam, güzel ahlaklı, alçak gönüllü bir kimseymiş.
Yani sadece kendisini düşünmez, başkalarına da değer verirmiş.
Ayrıca iyimser bir kişiymiş de. Her şeyin iyi yönlerine bakar, sadece güzel ve mutluluk verici şeylerden söz edermiş.
Zaten, iyimserlik de inancın bir  özelliği değil miymiş!
*
İnançlı adam, yolculuğu esnasında çok güzel bir memlekete rast gelmiş.
Burada büyük şenlikler yapıldığını görmüş.
Her tarafta sevinçli insanlar varmış.
Bunlar büyük bir mutluluk içindeymiş.
Buradaki herkes ona sanki dostu ve akrabası gibi görünüyormuş.
Bu inançlı ve iyimser adam hem kendisinin, hem de başkalarının sevinciyle mutlu oluyormuş.
Öte yandan seyahati esnasında çok karlı alışverişler de yapmış.
Ayrıca yaşayıp gördüğü bütün bu güzellikler için Allah’a şükretmeyi de unutmamış.
“Bu kadar yeter. Artık memleketime döneyim!” diye düşünmüş.
Dönmeye karar vermiş.
Hazırlanıp yola koyulmuş.
*
İyimser adam dönüş yolunda ilerlerken bir yere geldiğinde, kötümser adamla karşılaşmış.
Adamın durumunun çok kötü  görünüyormuş.
Bir sure konuşup sohbet etmişler.
İnançlı adam diğerine, niçin böyle bir durumda olduğunu sormuş.
İnançsız adam da bütün yaşadıklarını bir bir anlatmış.
İnançlı adam meseleyi anlamış.
Diğerine:
“Arkadaş! Senin gezdiğin yerleri ben de gezip gördüm. Hiç de öyle bir durum yoktu.
“Halbuki sen deli de değilsin! Niçin böyle davranıp kendine işkence ettin?
“Aslında bütün gördüklerin senin kafandaki yanlış düşüncelerin dışa yansımasından başka bir şey değil.
“Bunun için olanları başka şekilde görmüşsün.
“Sen mutluluğu üzüntü, gülmeyi ağlama sanıyorsun.”
“Aklını başına al, kalbini temizle!
“Böylece bu karanlık perde gözünden kalksın da, gerçeği görebilesin!
“Çünkü biz burada sonsuz derecede adaletli, merhametli, kudretli, şefkatli bir hükümdarla karşı karşıyayız.
“Onun memleketi, senin kuruntularının gösterdiği şekilde olamaz.
“Zaten öyle de değil!” demiş.
*
Bunları duyunca bir anda o zavallı adamın aklı başına gelmiş.
“Evet, galiba ben gerçekten de deli olmuşum.
“Yaptıklarım hiç de akıllıca şeyler değilmiş.” demiş.
Sonra da:
“Sevgili dostum! Beni böyle cehennem gibi bir ortamdan kurtardın.
“Bunun için sana çok teşekkür ederim. Allah senden razı olsun!” demiş.
* * *
Bu masalın bir de gerçek anlamı vardır.
Biz şimdi de ona bakalım:
Önceki adam, bütün varlıkların yaratıcısı ve sahibi olan Allah’ı tanımayan bir kimsedir.
Onun için bir çok kötülük yapıp pek çok günah işlemiştir.
Bu sebeple her şey onun gözüne olduğundan başka görünür.
Onun gözüyle bakıldığında, bu dünya hiç kimsenin zevk almadığı, herkesin üzüntü içinde yaşadığı bir yerdir.
Bütün canlılar sevdiklerinden ayrılmış ve yok oluşun acısıyla ağlayan yetim çocuklara benzer.
Hayvanlar ve insanlar, adına “ölüm” denen bir canavarın pençesiyle parçalanan kimsesiz zavallılardır adeta.
Dağ, deniz gibi büyük varlıklar; ruhsuz, korkunç birer cenazedir.
İşte onu bunlar gibi inançsızlığın getirdiği daha pek çok kötü düşünce ve kabus rahatsız etmiştir.
*
Diğer adam ise, inançlıdır.
Allah’ı tanımakta, varlığını ve gücünü kabul etmektedir.
Onun inancı da gerçeği görmesine yardım eder.
Karamsar adamın aksine her şey onun gözüne güzel görünmektedir.
Şu yaşadığımız dünya, varlıklar için bir eğitim alanı, bir sınav salonu ve bir ibadet yeridir.
Çok acı görünen ölümler ise, adeta bir dersin veya sınavın bitişi gibidir.
Hayattaki görevlerini bitirenler, bu geçici dünyadan sonsuzluk alemine göçerler.
Böylelikle okulda veya askerlikte olduğu gibi eskiler işlerini bitirip yeni gelenlere yer açmış olurlar.
Doğumlar da yeni grupların görev başı yapması demektir.
Aslında bütün canlılar, görevli birer memur ve askerdir.
İşitilen birtakım sesler ise, varlıkların görevlerini neşe içinde yaparken çıkardıkları seslerdir.
Onlar aynı zamanda çıkardıkları bu seslerle yaratıcılarına teşekkür de etmiş olurlar.
O inançlı kişiye göre her bir varlık, Allah’ın görevlendirdiği sevimli bir dosttur.
Aynı zamanda her bir varlık, içinde pek çok bilime ait çok önemli sırların ve formüllerin bulunduğu son derece ilgi çekici birer kitaptır.

dini masal

Çok eski zamanlarda bir çocuk varmış. Bu çocuk ailesi ile birlikte bir orman köyünde yaşarmış. Bu karagözlü çocuğun adı Emin’miş. Emin’in bir küçük tayı varmış ve adı Kırtay imiş. Küçük Emin, küçük Kırtay’ı ile birlikte ormanda gezmeye çıkmış. Gezerken gezerken orta büyüklükteki bir elma ağacından elma toplamaya başlamışlar. Uzanamadıkları yerlere Kırtay’ın üzerine çıkarak ulaşmış. Topladıkları elmaları yanlarındaki heybelere doldurmuşlar. Kırtay da acıkmış olduğu için birlikte oturup ikişer tane yemişler. Diğer elmaları evlerine götürmüşler. Annesi bu elmaları görünce benim koca oğlum neler getirmiş diyerek çok sevinmiş. Sonra heybedeki elmaları üçe bölmüş. Bir parçasını eve bıraktıktan sonra, diğer iki parçayı komşuları yaşlı ve çok sevimli Güler Teyzene ve arkadaşın Baran’lara götür demiş.
Güler Teyze’nin kapısına gelince kapıya tık-tık vurmuş. Biraz bekleyip ses gelmeyince tak tak tak diye daha kuvvetli vurmuş. Yaşlı ve adı gibi güler yüzlü Güler Teyze aceleci adımlarla gelerek kapıyı açmış. Yan komşunun küçük oğlu Emin’i elinde elma torbası ile görünce çok sevinmiş. Küçük Emin’in başını okşayarak, “hoş geldin Emin’ciğim, nasılsın? Bana bir şey mi getirdin? Şakacı küçük Emin “Sana kurtsuz elmalar getirdim” diye nükte yapmış. Bunu duyan Güler Teyze “ Ha. Ha. Ha” diye gülerek teşekkür etmiş.
Daha sonra Baran’lara götüreceği elmaları ulaştırmak için Güler Teyze’den izin isteyerek yürümüş. Baran’ların kapısına gelince kapıya tık tık vurmuş. Kapıyı açan Baran, Emin’i görünce “arkadaşım hoş geldin” diye selamlamış. “Ooo bize bir şey mi getirdin?” deyince. Küçük Emin “Evet, ben bugün Kırtay ile birlikte ormandan elma topladım. Annem size de gönderdi.” Diye cevap vermiş. Baran’ın Annesi Esra Teyze, kapıda elma torbası ile bekleyen Küçük Emin’e teşekkür ederek, içeri davet etmiş. Fakat, Emin annesinin beklediğini belirterek, oradan ayrılmış.
Emin eve döndüğünde. Annesi kapının sesinden geldiğini fark ederek. Emin’ciğim sana bir sürprizim var” demiş. Sürprizlerden çok hoşlanan Küçük Emin büyük bir heyecanla annesinin yanına koşmuş ki, ne görsün. Annesi o çok sevdiği elmalı pastadan yapmış ve çay demlemiş bir şekilde kendisinin gelmesini bekliyormuş. Tam elmalı pastayı yiyecekken küçük Emin, “anne, bir dilim kesermisin, elmaları birlikte topladığım Kırtay’a götürmek istiyorum” demiş, Annesi gülerek elmalı pastayı Kırtay’ın seveceğini sanmıyorum fakat, madem külfetine birlikte katlandınız, nimetlerini de paylaşın” diyerek, bir dilim kesip kağıda sararak Emin’in eline vermiş.
Elmalı pasta sarılı kağıt elinde ahıra Kırtay’ın yanına koşan Küçük Emin, hemen kağıdın içinden elmalı pastayı çıkartarak uzatmış. Şapur-şupur elmalı pastayı yiyen Kırtay hemen bitirip, doymadığını göstermek için hemen yalanmaya başlamış. Hatta Küçük Emin’i yalamaya başlamış. Kendisini zor kurtaran Emin, Kırtay’ın haline epey gülmüş. Kırtay’ın annesi Gökkısrak, bunların haline uzun uzun İhhiğ, İhhiğ, İhhiğ diyerek kişnemiş . Gökkısrak her yeri bembeyaz, dik duruşlu, güçlü kuvvetli bir at imiş. Koştuğu zaman arkasında tozu dumana katar, yük taşımaya gelince de hiç hayır demezmiş.
Tüm bunlar olurken küçük Emin, annesinin sesiyle irkilmiş. Oğlum Emin, nerede kaldın çabuk gel! Hemen koşup eve girince Babası ve Dedesini de geldiğini görmüş. Annesi onlara çay ile birlikte elmalı pasta ikram etmiş, Emin’in çayını dolduruyormuş, Emin pastayı ağzına atarken Dedesinin “Bismilahirrahmanhirrahim” dediğini duyunca, hemen kendiside tekrar ederek, happur-huppur yeyip bitirmiş. Küçük Emin’in karnı doyunca, aklına bir soru takılmış.
Dedeciğim “Her zaman niye Bismilahirrahmanhirrahim diyorsun”. Dedesi torunun bu sorusuna çok memnun olduğunu belirterek, şu cevabı vermiş. “Bismillah her hayrın başıdır. Bismillah tükenmez bir hazinedir.” Dedeciğim tam anlayamadım, bana biraz daha anlatır mısın? dedi.
Dedesi şöyle izah etmiş. Sen elmaları Güler Teyze’lere ve Baran’lara götürdüğünde sana teşekkür ettiler mi? Evet, tabi ki teşekkür ettiler. Sen bir kul iken götürdüğün elmalar için bir teşekkür alıyorsun veya bekliyorsun, değil mi? Fakat, bu elmaların asıl sahibi ve yaratıcısı olan Yüce ’a teşekkür etmek gerekmez mi? Çünkü sen elmayı yalnızca topladın, ne ektin ne biçtin, en önemlisi yaratmadığın ve bir tablacı olduğun halde teşekkürleri aldın. Yüce ‘da bizden bir teşekkür bekliyor ’ın bizden istediği fiyat üç şeydir. “Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir” İyice aklı karışan Küçük Emin dedesine bakarken, dedesi açıklamalarını sürdürdü. “Başta Bismillah zikirdir, ahirde elhamdülillah şükürdür, ortada ’ın bize verdiği nimetleri tefekkür etmek fikirdir”
İşte biz bunun için bir yemeğe, işe ve olaya başlarken Bismillah diyor, işin sonunda veya yemek bitince elhamdülillah diyoruz. Küçük Emin hımmm şimdi anladım. Dedesi imtihan etmek istercesine ne anladıysan anlat bakalım.
Küçük Emin “çay içmeden önce BİSMİLLAH, içtikten sonra ELHAMDÜLİLLAH, çay içerken de çay’ın ’ın hediyesi olduğunu TEFEKKÜR edeceğiz” dedi ve çay içerken söylediği her şeyi uyguladı. Sanki daha bir tatlıymış gibi oldu. Çünkü tefekkür ederken 2 yerine 3 şeker attığını sonradan fark etti.
Dedesi kucağını açtı, gel benim karagözlüm, badem içim, çamfıstığım yavrum diyerek sarıldı. Alnını ortasından şapur-şupur öptü. Bu manzara karşısında anne ve babası da çok sevindi.
Artık saat ilerlediği için annesi yatma zamanı geldiğini söyledi. Küçük Emin, Dedesini, Nenesini ve babasını öperek, annesi ile birlikte yatmaya gitti. Çok eski zamanlarda bir çocuk varmış. Bu çocuk ailesi ile birlikte bir orman köyünde yaşarmış. Bu karagözlü çocuğun adı Emin’miş. Emin’in bir küçük tayı varmış ve adı Kırtay imiş. Küçük Emin, küçük Kırtay’ı ile birlikte ormanda gezmeye çıkmış. Gezerken gezerken orta büyüklükteki bir elma ağacından elma toplamaya başlamışlar. Uzanamadıkları yerlere Kırtay’ın üzerine çıkarak ulaşmış. Topladıkları elmaları yanlarındaki heybelere doldurmuşlar. Kırtay da acıkmış olduğu için birlikte oturup ikişer tane yemişler. Diğer elmaları evlerine götürmüşler. Annesi bu elmaları görünce benim koca oğlum neler getirmiş diyerek çok sevinmiş. Sonra heybedeki elmaları üçe bölmüş. Bir parçasını eve bıraktıktan sonra, diğer iki parçayı komşuları yaşlı ve çok sevimli Güler Teyzene ve arkadaşın Baran’lara götür demiş.
Güler Teyze’nin kapısına gelince kapıya tık-tık vurmuş. Biraz bekleyip ses gelmeyince tak tak tak diye daha kuvvetli vurmuş. Yaşlı ve adı gibi güler yüzlü Güler Teyze aceleci adımlarla gelerek kapıyı açmış. Yan komşunun küçük oğlu Emin’i elinde elma torbası ile görünce çok sevinmiş. Küçük Emin’in başını okşayarak, “hoş geldin Emin’ciğim, nasılsın? Bana bir şey mi getirdin? Şakacı küçük Emin “Sana kurtsuz elmalar getirdim” diye nükte yapmış. Bunu duyan Güler Teyze “ Ha. Ha. Ha” diye gülerek teşekkür etmiş.
Daha sonra Baran’lara götüreceği elmaları ulaştırmak için Güler Teyze’den izin isteyerek yürümüş. Baran’ların kapısına gelince kapıya tık tık vurmuş. Kapıyı açan Baran, Emin’i görünce “arkadaşım hoş geldin” diye selamlamış. “Ooo bize bir şey mi getirdin?” deyince. Küçük Emin “Evet, ben bugün Kırtay ile birlikte ormandan elma topladım. Annem size de gönderdi.” Diye cevap vermiş. Baran’ın Annesi Esra Teyze, kapıda elma torbası ile bekleyen Küçük Emin’e teşekkür ederek, içeri davet etmiş. Fakat, Emin annesinin beklediğini belirterek, oradan ayrılmış.
Emin eve döndüğünde. Annesi kapının sesinden geldiğini fark ederek. Emin’ciğim sana bir sürprizim var” demiş. Sürprizlerden çok hoşlanan Küçük Emin büyük bir heyecanla annesinin yanına koşmuş ki, ne görsün. Annesi o çok sevdiği elmalı pastadan yapmış ve çay demlemiş bir şekilde kendisinin gelmesini bekliyormuş. Tam elmalı pastayı yiyecekken küçük Emin, “anne, bir dilim kesermisin, elmaları birlikte topladığım Kırtay’a götürmek istiyorum” demiş, Annesi gülerek elmalı pastayı Kırtay’ın seveceğini sanmıyorum fakat, madem külfetine birlikte katlandınız, nimetlerini de paylaşın” diyerek, bir dilim kesip kağıda sararak Emin’in eline vermiş.
Elmalı pasta sarılı kağıt elinde ahıra Kırtay’ın yanına koşan Küçük Emin, hemen kağıdın içinden elmalı pastayı çıkartarak uzatmış. Şapur-şupur elmalı pastayı yiyen Kırtay hemen bitirip, doymadığını göstermek için hemen yalanmaya başlamış. Hatta Küçük Emin’i yalamaya başlamış. Kendisini zor kurtaran Emin, Kırtay’ın haline epey gülmüş. Kırtay’ın annesi Gökkısrak, bunların haline uzun uzun İhhiğ, İhhiğ, İhhiğ diyerek kişnemiş . Gökkısrak her yeri bembeyaz, dik duruşlu, güçlü kuvvetli bir at imiş. Koştuğu zaman arkasında tozu dumana katar, yük taşımaya gelince de hiç hayır demezmiş.
Tüm bunlar olurken küçük Emin, annesinin sesiyle irkilmiş. Oğlum Emin, nerede kaldın çabuk gel! Hemen koşup eve girince Babası ve Dedesini de geldiğini görmüş. Annesi onlara çay ile birlikte elmalı pasta ikram etmiş, Emin’in çayını dolduruyormuş, Emin pastayı ağzına atarken Dedesinin “Bismilahirrahmanhirrahim” dediğini duyunca, hemen kendiside tekrar ederek, happur-huppur yeyip bitirmiş. Küçük Emin’in karnı doyunca, aklına bir soru takılmış.
Dedeciğim “Her zaman niye Bismilahirrahmanhirrahim diyorsun”. Dedesi torunun bu sorusuna çok memnun olduğunu belirterek, şu cevabı vermiş. “Bismillah her hayrın başıdır. Bismillah tükenmez bir hazinedir.” Dedeciğim tam anlayamadım, bana biraz daha anlatır mısın? dedi.
Dedesi şöyle izah etmiş. Sen elmaları Güler Teyze’lere ve Baran’lara götürdüğünde sana teşekkür ettiler mi? Evet, tabi ki teşekkür ettiler. Sen bir kul iken götürdüğün elmalar için bir teşekkür alıyorsun veya bekliyorsun, değil mi? Fakat, bu elmaların asıl sahibi ve yaratıcısı olan Yüce ’a teşekkür etmek gerekmez mi? Çünkü sen elmayı yalnızca topladın, ne ektin ne biçtin, en önemlisi yaratmadığın ve bir tablacı olduğun halde teşekkürleri aldın. Yüce ‘da bizden bir teşekkür bekliyor ’ın bizden istediği fiyat üç şeydir. “Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir” İyice aklı karışan Küçük Emin dedesine bakarken, dedesi açıklamalarını sürdürdü. “Başta Bismillah zikirdir, ahirde elhamdülillah şükürdür, ortada ’ın bize verdiği nimetleri tefekkür etmek fikirdir”
İşte biz bunun için bir yemeğe, işe ve olaya başlarken Bismillah diyor, işin sonunda veya yemek bitince elhamdülillah diyoruz. Küçük Emin hımmm şimdi anladım. Dedesi imtihan etmek istercesine ne anladıysan anlat bakalım.
Küçük Emin “çay içmeden önce BİSMİLLAH, içtikten sonra ELHAMDÜLİLLAH, çay içerken de çay’ın ’ın hediyesi olduğunu TEFEKKÜR edeceğiz” dedi ve çay içerken söylediği her şeyi uyguladı. Sanki daha bir tatlıymış gibi oldu. Çünkü tefekkür ederken 2 yerine 3 şeker attığını sonradan fark etti.
Dedesi kucağını açtı, gel benim karagözlüm, badem içim, çamfıstığım yavrum diyerek sarıldı. Alnını ortasından şapur-şupur öptü. Bu manzara karşısında anne ve babası da çok sevindi.
Artık saat ilerlediği için annesi yatma zamanı geldiğini söyledi. Küçük Emin, Dedesini, Nenesini ve babasını öperek, annesi ile birlikte yatmaya gitti.

dua

ﷲ⊱╮EY RABBİM!

Her Şeyin Bom Boş OLduğu Şu Dünyada, SENİ DoLu DoLu YaşayanLardan EyLe BizLeri!ﷲ ⊱╮

AMİNNN

Gözlerin zinası harama bakmak, kulakların zinası müstehcen söz dinlemek, dilin zinası fuhuş konuşmak,

ellerin zinası namahremi tutmak, ayakların zinası günah olan yerlere gitmektir.) [Buhari]

Hadis-i Şerif

Bir kadın, kocasını güzel karşılar, güzel sözler söyleyerek hoşnutluğunu kazanmaya çalışırdı.

Peygamber efendimiz aleyhisselam, kadının bu hareketinden dolayı kocasına buyurdu ki:

(Hanımına selam söyle, yarı şehid sevabına kavuştuğunu haber ver!) [Şir’a]-Hadis-i Şerif

Boşanmada çocukların durumu


 

Sual: Erkek, hanımını boşarsa, çocukları yetiştirmek dinen kimin hakkıdır?
CEVAP
Ayrılıkta, çocuğu yetiştirmek, başkasıyla evli olmayan annenin hakkıdır. Anadan sonra, anneanneye, sonra babaanneye verilir. Bundan sonra kız kardeşe, sonra teyzeye verilir. 

Çocuk kimde olursa olsun, nafakasını babası verir. Kadın fakirse, çocukla birlikte yiyebilir. Babası yoksa çocuğun malından sarf edilir. Malı da yoksa nafakayı kendilerinin vermeleri vacib olur.

Küçük kızı, başkasıyla evli olan annesi, annesinin teyzesi ve halası isteseler, annesinin teyzesine verilir. Oğlan yedi yaşına gelince, kız büluğa erince babasına zorla verilir. Babası yoksa fâsık olmayan, baba tarafından akrabaları alabilir.

Evlat hakkıyla ilgili çeşitli sorular


Sual: Çocuk doğunca neler yapmak gerekir?
CEVAP
Yedinci günü isim koymak ve başını kazıyıp, saçının ağırlığı kadar, altın veya gümüş, sadaka vermek ve mümkünse akika hayvanı kesmek, müstehabdır. (S. Ebediyye)

Saçını kazımadan tahmini olarak verilebilir. Altın ve gümüş yerine, kâğıt para verilse ve yedinci günden sonra da verilse olur.

Sual: Dinimizde erkek çocuğu mu daha makbuldür?
CEVAP
Hayır, kız çocuğu daha makbuldür.

Sual: Evladımı red edebilir miyim?
CEVAP
Baba, akıl-baliğ olan oğlundan mesul olmayı red edebilir. Evlatlıktan red diye bir şey yok. Emr-i maruf yapmayı, tevbesini, ziyarete gelmesini, hediyesini ve vâris olmasını reddedemez. Red ettim dese de geçerli değildir.

Sual: Çocuk ne zamana kadar emzirilir?
CEVAP
Çocuğu, altı ay kadar anne sütü ile beslemek kâfidir. Mama yiyecek hâle gelinceye kadar emzirmek vacip, bundan sonra, iki yaşına kadar müstehap, iki buçuk yaşına kadar ise, caizdir. Bundan sonra emzirmek günahtır. (Redd-ül Muhtar)

Sual: Kaç yaşına gelen kız çocuğunun odasını ayırmak gerekir?
CEVAP
On yaşına gelen kız ve erkek çocuğun yatak odasını birbirinden ve ana-babanın odasından ayırmalıdır. (Hadika)

Sual: Çocuk, hanım ve mala fitne denir mi? Fitne ne demektir?
CEVAP
Fitne imtihan demektir. Anarşi, bozgunculuk, günah, şirk, bela, düşman ve daha başka manalara da gelir. Mal, hanım ve çocuklar hayırlı olmazsa bela olur, fitne olur. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Ya Rabbi, beni sevenlere, hayırlı mal ver! Bana düşmanlık edenlere de çok mal, çok evlat ver!) [İbni Asakir]

Çocuğu ve malı olan imtihan içindedir. İmtihanı kazanamazsa başı belaya girer, Cehenneme gider. Mal, çocuk ve hanım, cihad, namaz gibi ibadetlerden alıkoyabilir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ey iman edenler, hanımlarınız ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının!) [Tegabün 14]

(Mallarınız ve çocuklarınız sizin için elbette bir fitnedir.)
[Tegabün 15]
Buradaki fitne de imtihan ve benzeri manalardadır.

İnsan, genel olarak malını iyi yolda kullanmaz. Bu bakımdan malı kendisi için düşman olmuş olur. Aslında mal, kılıç gibi bir nimettir. İyi kullanılmazsa sahibini keser. Evlat da, bir nimet iken, iyi terbiye edilmezse, ana-babaları ile birlikte Cehenneme gider. Nimet, düşman olmuş olur. Çoğunluk bu imtihanı kazanmadığı için, mala, hanıma ve evlada fitne, düşman gibi tabirler kullanılmıştır. Mesela, İskoçyalılar, genelde cimri oldukları için, her İskoçyalıya cimri gözü ile bakılır. Belki de içlerinde çok cömert olanları da vardır. Kayserililer, gözü açık olarak bilinir. (Okur-yazar değilim ama Kayseriliyim) denir. Kayseri’de gözü açık olmayan da vardır. Hüküm ekseriyete göre verilir. Peygamber efendimiz, (Zenginleri ve kadınları Cehennemde gördüm) buyurmuştur. Halbuki Cennete gidecek zenginler ve kadınlar da çoktur. (Ramuz)

Sual: Çocuklara büyüklerin ellerini öptürmek caiz mi?
CEVAP
Salihlerin elini öpmeye alıştırmalı. Menduptur.

Sual:
(Çocuklarım büyüyünce kâfir olacaksa, şimdiden ölsün) demek caiz midir?
CEVAP
Caizdir. Hep hayır dua etmeye çalışmalıdır!

Sual: Kocamdan ayrıldım. Ondan olan oğlumu on yaşına kadar büyüttüm. Kötü olduğu için babasını tanıtmadım. Günah oldu mu?
CEVAP
Evet.

Sual: Beyimin ilk hanımından olan 5 yaşındaki çocuğunu, eve koymamaya hakkım var mı?
CEVAP
Küçük olduğu için hakkınız yoktur.

Sual:
Toplumda, babası bilinmeyen, piç denilen çocuklar gün geçtikçe çoğalıyor. Ana-babalarının günahları bu çocuklara da yazılır mı?
CEVAP
Veled-i zinanın çoğalması, kıyamet alametidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ahir zamanda, veled-i zina [piç] çoğalır.) [Taberani]

Kâfir çocukları bile günahsız doğar. Ana-babanın günahını çocuğu çekmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Veled-i zina, babasının günahını çekmez. Hiç kimse, diğerinin günahını yüklenmez.) [Hakim]

Kur’an-ı kerimde de mealen buyuruldu ki:
(Bir kimse, diğer kimsenin günahını çekmez.) [Necm 38]

Çocuğu sütten ayırmak
Sual:
İki yaşına girmek üzere olan çocukları, üç aylarda sütten ayırmak ve bir kere ayırdıktan sonra tekrar süt vermek haram mıdır?
CEVAP
Hayır, haram değildir.

Çocuğu emzirmek
Sual:
Anne bebeğini emzirmek zorunda mıdır?
CEVAP
Hayır, ama ihsan ederek emzirmesi çok sevab olur. Emzirmezse babasının sütanne tutması gerekir.

Evladım elimden gitti


Sual: Evlenirken kız ve oğlan tarafı, neyi düşünmelidir?
CEVAP
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:
(İki aile de, karşı tarafın hatırına, evladım elimden gitti diye bir düşünce getirmeyecek şekilde davranmalıdır.)

Hangi taraf, evladım elden gitti diye düşünürse, gençlerin yuvasını da, karşı aileyi de, sıkıntıya sokar. Bu düşüncenin kuvvetine göre, sıkıntının şiddeti artar. Bu geçimsizlikleri, elden çıkan evladını kurtarmak için yapar, hatta yuvayı da yıkar. Güya evladını kurtardığı için, zerre kadar üzülmez, savaş kazanmış kumandan edasına bürünür; ama yuva yıkılmıştır. Her iki taraf, çocuklarının aile düzenine karışmamalıdır.

Her iki taraf da, kendilerinin bir zamanlar yaptığı gibi çocuklarının da, artık yeni bir aile olduklarını kabul etmeleri, Onları salih bir komşu, salih bir arkadaş gibi görmeleri, evladım evladım diye yanıp tutuşmadan, gerçeği kabul etmeleri gerekir. İnsanın salih arkadaşı, eşiyle mutluysa, onun ailesiyle iyi geçiniyorsa, nasıl memnun oluyorsa, evladının da, eşiyle ve onun ailesiyle iyi geçinmesine, böyle çok sevinmelidir. Evladım elimden gitti diye düşünmemelidir. Bilmeli ki, onlar da artık yeni bir ailedir, onların da kendi hayalleri, kendi prensipleri, kendi zevkleri vardır. Nasihati gerektirecek durumlarda, tatlılıkla nasihat etmeli, maddi yardımı gerektirecek durumlarda yardım etmelidir. Evladım diye yanan, evladını da yakar, yuvasını da yıkar; ama bunun sıkıntısını hem dünyada, hem de ahirette fazlasıyla çeker. Herkes nefsine hâkim olmalı, hayatın gerçeklerini kabul etmelidir!

Erkek-kadın isimleri


Erkek isminin sonuna Arapça dişilik eki getirilerek yapılan kadın isimleri:

Abdi : Kul olan, köle olan. Abdiye.
Âbid : Allahü teâlâya ibadet eden, kulluk yapan, zahid, köle. Âbide.
Âdil : Adaletli, adalet sahibi, doğru, doğruluk gösteren, hakperest.Âdile.
Akif : Bir şeyde sebat eden. Bir yerde devamlı oturan, devamlı ibadetle meşgul olan, dünya dertlerinden uzaklaşıp Allah’a yönelen.Âkife.
Âkil : Akıllı, uyanık, zeki. Reşid, olgun. Âkile.
Ali : Üstün yüce, yüksek, şerif ve aziz, şan, şeref sahibi meşhur.Aliye.
Âlim : Çok şey bilen. Âlime.
Âmil : Bir işle mükellef olan, yapan. Âmile.
Arif : İlim ve irfan ehli, âmir, kumandan. Arife.
Asım : Kendini her türlü kötülüklerden koruyan, temiz, namuslu.Asıme.
Atik : Serbest bırakılan. Soyu temiz, genç. Atike.
Atıf : Meyleden, bağlayan. Atıfa.
Avni : Yardım eden, kafadar. Avniye.
Ayni : Gözde. Ayniye.
Aziz : Muhterem, saygı değer. Azize.
Azmi : Kemikli, güçlü, kuvvetli. Azmiye.

Bahri : Deniz gibi gözü gönlü geniş. Bahriye.
Basri : Görmesi kuvvetli. Basriye.
Basit : Sade, düz, arızasız. engelsiz. Basite.
Bedri : Dolunay gibi güzel ve nurlu. Bedriye.
Behic : Şen, güler yüzlü, şirin. Behice.
Besim : Şen, güleç. Besime.

Câhid : Gayret eden, dini yaymak için cihad eden. Câhide.
Câvid : Sonsuz, ölümsüz. Câvide.
Celil : Büyük, aziz, mertebesi yüksek. Celile.
Cemil : Güzel, cemal sahibi. Cemile.
Cevher : Yaradılıştan kıymetli. Cevhere.
Cevri : İnciten, sitem eden. Cevriye.

Edib : Edepli, terbiyeli. Edibe.
Emin : Doğru, dürüst, güvenilir. Çok iyi bilen. Emine.
Enis : Cana yakın, sevimli dost, arkadaş. Enise.
Erib : Akıllı, zeki, olgun. Eribe.

Fâdıl : Faziletli, faik, üstün, parlak. Fadıle.
Fâhir : Şerefli, değerli, kıymetli, mükemmel. Fahire.
Fahri : Faziletli, şan ve şeref sahibi. Fahriye.
Fâik : Herkesten güzide, en seçkin ve en üstün. Faika.
Faiz : Kurtulan, ebedi saadete kavuşan. Faize.
Fakih : Din bilgilerini çok iyi bilen. Fakihe.
Farig : Vazgeçmiş, çekilmiş, rahat, asude, boş. Fariga.
Faris : Ferasetli anlayışlı, uyanık, usta. Farise.
Fazlı : Faziletli, erdemli, üstünlük sahibi. Fazilet.
Fazıl : Faziletli. Hünerli, olgun, ihsan sahibi. Fâzıla.
Fehim : Zekalı, anlayışlı, çabuk kavrayan. Fehime.
Fehmi : Zeki, akıllı, anlayış sahibi. Fehmiye.
Fenni : Fen ve tekniğe sahip. Fenniye.
Ferdi : Tek ve eşsiz, tek şey. Ferdiye.
Ferid : Tek, eşsiz, eşi ve benzeri olmayan. Feride.
Fethi : Fetih yapan, zafer kazanan. Fethiye.
Fevzi : Galip, üstün, selamette. Fevziye.
Feyzi : Feyizli, değerli, ilim ve irfan sahibi. Feyziye
Fikri : Düşünce sahibi. Fikriye.
Firuz : Mesut, ferah, uğurlu, muzaffer Firuze.

Galip : Üstün gelen, yenen. Galibe.

Habib : Sevgili, dost, sevilen. Habibe.
Hâdi : Hidayet eden, doğruyu gösteren. Hâdiye.
Hâfiz : Koruyan, esirgeyen. Hâfiza, hâfize
Hafs : Biriktirme, toplama. Hafsa
Hâkim : Hüküm veren, emreden. Hâkime
Hakim : Hikmet sahibi. Hakime
Halim : Yumuşak huylu, ince tavırlı. Halime
Halis : Hilesiz, katkısız, saf, temiz. Halise.
Hamdi : Allah’a hamd eden. Hamdiye
Hamid : Hamd edici, övülmeye değer. Hamide.
Hasib : Değerli, itibarlı, soylu. Hasibe.
Hayri : Hayırla ilgili. Hayır yapan. Hayriye
Hazin
: Hazine bekçisi, haznedar. Hazine.
Hükmi : Hüküm sahibi. Hükmiye
Hulki : İyi huy ve ahlak sahibi. Hulkiye
Hüsnü : Cemal ve kemal sahibi güzel. Hüsniye
Hıfzı : Saklayan, koruyan. Hıfzıyye

Kadri : İtibarlı, şerefli, kıymetli. Kadriye
Kaim : Duran, ayakta duran, mevcut. Kaime.
Kâmil : Noksansız, tam. Kâmile.
Kebir : Pek büyük. Kebire.
Kerim : Keremi bol, ihsan sahibi. Kerime.
Kâşif : Keşfeden, bulan. Kâşife.
Kibar : Terbiyeli, görgülü, nazik. Kibariye.
Kudsi : Kutsal, mukaddes. Kudsiyye.

Lami : Parlayan, parlak. Lamia.
Latif : Hoş, nazik, mülayim, şirin. Latife.
Lebip : Akıllı, zeki, anlayışlı. Lebibe
Lemi : Parlak, parıldayan. Lemiye
Leziz : Lezzetli, tatlı. Lezize
Lütfi : Hoşluk ve güzellik sahibi. Lütfiye

Macid : Şan ve şerefi büyük, yüce. Macide
Mahir : Usta, elinden iş gelen, uzel. Mahire.
Maruf : Herkesçe bilinen, meşhur. Marufe.
Mâsum : Suçsuz, günahsız. Masume.
Mâşuk : Sevilen, aşk ile sevilen, sevgili. Maşuka.
Mahbub : Sevilen, sevgili. Mahbube.
Maksud : Arzu edilen. Maksude.
Maksur : Kısaltılmış, bir şeye ayrılmış. Maksure.
Mâlik : Sahip. Malike.
Mansur : Galip gelen. Mansure.
Mazlum : Zulüm görmüş. Mazlume.
Mebruk : Tebrik edilmeye lâyık. Mebruka.
Mebrur : Hayırlı, makbul, beğenilmiş. Mebrure.
Medih : Övülmeye değer. Mediha.
Mecid : Şan ve şeref sahibi, azametli. Mecide.
Meftun : Gönül vermiş, tutkun, vurgun. Meftune.
Mehcur : Bir köşede bırakılmış. Mehcure.
Mehdi : Doğru yolda olan. Mehdiye.
Mekki : Mekkeli. Mekiyye.
Melih : Güzel, şirin, sevimli. Meliha
Melik : Padişah, mal sahibi. Melike
Memduh : Övülmüş, beğenilmiş. Memduha
Memnun : Sevinmiş, hoşnut. Memnune
Mergub : Herkesçe beğenilen rahmet gören. Mergube
Mesrur : Memnun, sevinmiş. Mesrure
Mestur : Örtülü, kapalı, gizli. Mesture
Meşkur : Teşekküre değer, şükre layık. Meşkure
Mevlüt : Yeni doğmuş çocuk. Mevlüde
Meymun : Uğurlu, bereketli, kutlu. Meymune
Mezid : Artmış, arttırılmış, büyümüş. Meziyet
Mihri : Güneş gibi parlak ve ışıklı. Mihriye
Muallim : Tâzim eden, hoca. Muallime.
Mucib : İstenileni veren, boş çevirmeyen. Mucibe
Muhib : Seven, dost, sevgili. Muhibbe
Muhlis : Halis, gerçek dost, ihlâslı. Muhlise
Muhsin : İyilik ve ihsan eden, cömert. Muhsine
Muin : Yardım eden, yardımcı, muavin. Muine
Muiz : İkram eden, şeref veren, ağırlayan. Muize
Mukbil : Mutlu, bahtiyar, mübarek. Mukbile
Munis : Ünsiyetli, alışılan, cana yakın, sevimli. Munise
Muslih : Islah edilmiş, ıslah olunmuş. Muslihe
Muti : İtaat eden, boyun eğen. Mutia
Muvahhid : Allah’ın birliğine inanan. Muvahhide
Mübin : Açık, belli. Mübine
Mücâhid : Cihâd eden, nefsini terbiye eden,. Mücâhide
Müdrik : İdrak eden, anlayışlı, akıllı. Müdrike
Müfid : Sohbetinden istifade edilen, yararlı. Müfide
Mükrim : İkram eden, misafir ağırlayan. Mükrime
Mümin : Hak dine inanmış, müslüman. Mümine
Mümtaz : İmtiyazlı, seçkin. Mümtaze
Münci : Kurtaran, halaskâr. Münciye
Münib : Hakka dönen, pişman olan. Münibe
Münif : Yüksek, büyük, meşhur. Münife
Münir : Işık veren, parlak, nurlu. Münire
Mürşid : İrşad eden, doğru yolu gösteren. Mürşide
Müslim : Teslim olmuş, müslüman. Müslime
Müşfik : Şefkatli, merhametli, acıyan. Müşfika

Naci : Kurtulan, selamete kavuşan. Naciye
Nadi : Nida eden, haykıran, bağıran. Nadiye
Nadir : Az bulunur. Nadire
Nafi : Faydalı şeyler yapan. Nafia
Nafiz : İçe işleyen, tesir eden, sözü geçen. Nafize
Nahid : Zühre yıldızı. Nahide
Naib : Vekil, birinin yerine geçen. Naibe
Nail : Muradına eren. Naile
Naim : Bollukta yaşayan. Naime
Naki : Temiz, pak, çok takvalı. Nakiyye
Nami : Namlı, meşhur, tanınmış. Namiye
Namık : Katip, yazar. Namıka
Nasib : Hisse, kısmet. Nasibe
Nâsih : Nasihat eden. Nâsiha
Nasır : Yardımcı, imdada yetişen. Nasıra
Nasuh : Çok nasihat eden. Nasuhi
Naşid : Şiir okuyan, şiir yazan. Naşide
Naşir : Neşreden, dağıtan, saçan. Naşire
Natık : Söyleyen, düşünen. Natıka
Nazim : Tanzim eden, nizama koyan. Nazime
Nazmi : Tertipli, düzenli. Nazmiye
Nebih : Namlı, şerefli. Nebihe
Nebil : Akıllı, anlayışlı, bilgili. Nebile
Necib : Soyu temiz, asaletli. Necibe
Necmi : Yıldız gibi parlak. Necmiye
Nedim : Dost, aşık, büyükleri fıkra ve hikâyeleri ile eğlendiren, sohbet arkadaşı. Nedime
Nefis : Çok hoş, pek hoş, çok hoşa giden. Nefise
Nesib : Soyu sopu temiz. Nesibe
Nezih : Temiz. Nezihe
Nezir : Doğru yola sokmak için korkutan. Nezire
Nuri : Nurlu, ışıklı, parlak. Nuriye

Rabi : Dördüncü. Rabia
Rebib : Üvey evlat. Rebibe
Radi : Rıza gösteren, boyun eğen. Radiye, Raziye
Rafi : Kaldıran, yükselten, sahip. Rafia
Ragıb : İstekli, isteyip rağbet eden. Ragıbe
Rahil : Göçen, göç eden, ölen. Rahile
Rahmi : Rahmete mensup, koruyan. Rahmiye
Raif : Merhametli, acıyan, esirgeyen. Raife
Rakım : Yazan, çizen. Rakıme
Rasih : Temeli sağlam. Rasiha
Rasim : Resim yapan. Rasime
Rasin : Sağlam, dayanıklı. Rasine
Raşit : Doğru yolda yürüyen. Raşide
Ratib : Tertib eden, sıraya koyan. Ratibe
Razi : Rıza gösteren, boyun eğen. Raziye
Rebi : Bahar. Rebia
Refik : Arkadaş, yoldaş. Refika
Remzi : İşaretli, işaret veren. Remziye
Resmi : Devlet adına olan. Resmiye
Reşit : Doğru yolda giden, akıllı. Reşide
Rıfkı : Yumuşak, halim selim. Rıfkıye
Ruhi : Ruh sahibi. Ruhiye
Ruhsar :Yanak, yüz, çehre. Ruhsare
Rüşdi : Doğru yolda giden, olgun. Rüşdiye

Sadi : Saade ve uğur sahibi. Sadiye
Sabih : Güzel, latif, şirin. Sabiha
Sabir
: Sabreden, dayanan, acelesiz bekleyen. Sabire
Sabit : Doğruluğu isbat edilmiş. Sabite
Sabri : Sabırlı, acelesiz, dayanıklı. Sabriye
Sacid : Secde eden. Sacide
Sadık : Doğru, gerçek, sadakatli. Sadıka
Safi : Temiz, katkısız. Safiye
Sahib : Arkadaş. Sahibe
Said : Mutlu, uğurlu. Saide
Sadri : Gönül ehli. Sadriye
Saim : Oruç tutan. Saime
Sâlih : Dindar, evliya. Saliha
Salim : Sağlam, emin ve korkusuz. Salime
Sami : Yüksek. Samiye
Samih : Cömert. Samiha
Samim : İç, öz, asıl, merkez. Samime
Sarim : Keskin, kesici. Sarime
Sakıp : Delen, etkili, parlak, ışıklı. Sakıbe
Satı : Meydana çıkan, yükselen. Satıa
Selim : Sağlam, kusursuz. Selime
Semih : Cömert. Semiha
Sıddık : Doğru sözlü Sıddıka
Sırrı : Sır tutan, gizliliğe dikkat eden. Sırrıye
Subhi : Sabahçı, erken kalkan. Subhiye
Sudi : Faydalı. Sudiye
Sulhi : Barış taraftarı, barışsever. Sulhiye
Süheyl : Bir parlak yıldız. Süheyla

Şadi
: Memnun, sevinçli, gönlü ferah. Şadiye
Şaik : Hevesli, istekli, arzulu, şevkli. Şaika
Şakir : Şükreden. Şakire
Şebib : Genç, taze. Şebibe
Şefik : Şefkatli, merhametli. Şefika
Şehim : Akıllı yiğit. Şehime
Şerif : Büyük, soylu. Peygamber efendimizin torunu Hazret-i Hasan’ın soyundan. Şerife
Şükrü : Şükreden, iyiliğe teşekkür eden. Şükriye.

Tahir : Temiz, pak, temiz. Tahire
Talib : İsteyen, talebe. Talibe
Tayyib : İyi, temiz, helal, güzel kokulu. Tayyibe
Temim : Nazar boncuğu. Temime

Ubeyd
: Kulcağız, kölecik. Ubeyde
Ulvi : Yüksek, yüce. Ulviye

Ünsi : Arkadaş, alışmış. Ünsiye

Vâcid
: Vücuda getiren. Vacide
Vafi : Yeter, tam, elverir. Vafiye
Vahid : Tek, bir, eşsiz, eşi ve benzeri olmayan. Vahide
Vasfi : Vasıflı, kaliteli mi? özellikli. Vasfiye
Vasıf : Vasfeden,, bildiren, öven. Vasıfe
Vecih : Bir kavmin ulusu, büyüğü, hürmetli. Vecihe
Vefi : Vefalı, tam, mükemmel insan. Vefia
Vefik : Uygun, kafa dengi, aynı fikirde arkadaş. Vefika
Vehbi : Hediye, Allah vergisi. Vehbiye
Vehib : Hibe eden, bağışlayan. Vehibe
Velid : Yeni doğmuş, çocuk. Velide
Vesim : Güzel, hoşa giden. Vesime

Yümni : Uğurlu, bereketli, sağcı. Yümniye

Zahid
: Helalin fazlasından da sakınan. Zahide
Zahir : Açık, bir şeyin dış yüzü ve dışı, belli. Zahire
Zaim : Baş, lider. Zaime
Zakir : Anan, Allahü teâlâyı daima zikreden. Zakire
Zarif : Şık, nazik, ince. Zarife
Zati : Özlük, özel, zatına mahsus. Zatiye
Zeki : Zekalı, çabuk kavrayan. Zekiye
Zihni : Zihinli, düşünceli, kavrayışlı. Zihniye
Zühdi : Zühd ve takva sahibi. Zühdiye
Zülfi : Zülüflü. Zülfiye

Erkeğe de, kadına da konulan isimler


Ahsen : En güzel, pek güzel.
Bahşi : Aşık, seven, tutkun.
Bahtıgür : Kısmeti bol.
Behmen : Zeki, anlayışlı, tedbirli.
Bera : Fazilet, meziyet, iyilik.
Bereket : Bol ve verimli.
Elmas : Çok kıymetli.
Ferda : Yarın.
Hayran : Şaşmış, hayrette kalan hayranlık duyan.
Hidâyet : Doğruya kavuşan. Hak yol, İslamiyet.
Hilal : Yeni ay.
Işık : Aydınlatan.
İfakat : Hastalıktan kurtulan, iyileşen.
İmran : Evine bağlı kalan.
İrfan : Bilip anlayan, zihni olgun.
İsmet : Namuslu, kötülük ve rezaletlerden kaçınan. Bütün büyük-küçük günahlardan uzak, kendi dininde ve diğer dinlerde haram olmuş veya olacak bir şeyi yapmayan, hiç bir günah işlemeyen masum olan peygamber sıfatı.
Muzaffer : Zafer, kazanmış, kahraman.
Merset : Kerim, cömert.
Mücteba : Seçilmiş.
Nimet : İyilik, lütuf, ihsan, bahşiş, saadet, mutluluk.
Olcay : Talih, ikbal, kader.
Refet : Merhamet etme, acıma, esirgeme, çok acıma.
Seçkin : Seçilmiş, üstün, güzide, emsallerinden üstün.
Sermet : Daimi, sürekli.
Servet : Mal, mülk, bakımından zengin.
Sezer : Sezgisi güçlü erkek
Siret : Tavır, davranış, hareket genel olarak ahlak.
Suat : Kutlu, uğurlu, uğur getiren
Sultan : Hükümdar, iktidar sahibi
Şadman : Sevinçli, hoşnutluk.
Şafak : Güneş doğmadan önceki ufuktaki aydınlık.
Şenal : Şen ve neşelilerle arkadaşlık yapan.
Ufuk : Yerle göğün birleşmiş gibi göründüğü yer
Uğur : Baht, talih.
Utku : Zafer, galip gelme, karakter ve ahlak bakımından emsallerinden önde.
Ümit : Umut, umulan, beklenen şey emel, arzu, rica.
Ümran : Bayındırlık, medeniyet, refah, bereket.
Üstün : Emsallerinden daha ilerde, galip gelen.
Yakut : Değerli bir süs taşı.
Yâran : Dost. Yâr’ın çoğuludur.
Yüksel : Manevi alanında yüksel ol.
Ziynet : Süs.

Kiz isimleri


Adalet : Doğruluk, zulmetmeme, haksızları terbiye.
Adniye : Salih, Cennetlik.
Afet : İnsanların önleyemediği büyük felaket.
Afitab : Güneş ışığı.
Ahu : Ceylan, maral.
Aişe : Bolluk içinde rahat yaşayan.
Amine : Korkusuz.
Arzu : İstek, hasret. İstenilen beğenilen kadın.
Asiye : Direk, acılı kadın.
Aslı : Temelli, köklü.
Aslıhan : Han soyundan olan.
Asuman : Gök, gökkubbe, sema.
Atiye : Bağış, verme, iyilik.
Atıfet : Bir sebebi bulunmadan duyulan sevgi.
Ayfer : Ay ışığı.
Ayla : Kadın, eş hanım.
Aylin : Ayın çevresinde görülen ışıklı daire, hale.
Aynur : Ay gibi parlak.
Ayperi : Peri gibi güzel.
Ayten : Ay gibi parlak renkli.
Ayşegül : Güleç, gül gibi renkli, canlı ve rahat ömür süren.
Ayşen : Neşeli, parlak, sevimli.
Azimet : Gidiş. Takva yolunu seçen.
Azra : Bakire.

Banu
: Ev kadını.
Begüm : Saygı değer kadın, hanım.
Behiye : Güzel, alımlı kadın.
Benan : Parmakla gösterilecek kadar güzel.
Bengi : Sonsuz, tiryaki.
Berat : Yapılan hayırlı bir iş yüzünden affetmek üzere verilen karşılık.
Beren : Kuzu.
Berin : Manen çok yüksek, yüce yaradılışlı.
Berire :İhsan sahibi, sadık.
Berna : Genç, cesur, civan.
Besamet : Güler yüzlü.
Betigül : Gül gibi kokan mektup.
Betül : Erkeklerden çekinen, ibadete düşkün, namuslu ve çok temiz kadın. Hazret-i Fâtıma ve Hazret-i Meryem’in ünvanı.
Beyhatun : Hakanın hanımı.
Beylem : Çiçek demedi, buket, sunuş.
Beyza : Çok beyaz, çok temiz, parlak.
Bilge : Bilgisiyle davranışları birbirine uyan.
Bilgehatun : Derin bilgi sahibi kadın.
Binnaz : Çok nazlı.
Birgül : Tek ve benzersiz gül.
Buket : Demet, çiçek demedi.
Burc : Taze dal, filiz.
Burçin : Dişi geyik.
Burcu : Güzel kokan.
Büşrâ : Müjde, sevinç, hayırlı haber. Acele, çabuk.

Cânân
: Sevgili, dilber, gönül verilen. Tasavvufta Allah.
Cangül : İç açıcı.
Cavidan : Sonsuz, ölümsüz, ebedi.
Ceyda : Yararlı, herkese iyilik yapan.
Ceylan : İnce biçimli, güzel gözlü bir geyik cinsi.
Cihanfer : Cihanı aydınlatan çok güzel kadın.

Derya
: Deniz, çok bol, pek çok.
Destegül : Gül demeti, çiçek buketi.
Dicle : Büyük ırmak. Irak’ta denize dökülen bir nehir.
Didar : Yüz, çehre, suret, görüş, göz, görme gücü.
Dilara : Gönül alıcı, sevgili.
Dilber : Güzel, sevgili, gönül çekici.
Dilbeste : Gönül bağlamış, âşık.
Dildade : Gönül vermiş, düşkün, tutkun.
Dildar : Gönlü hüküm altında tutan sevgili.
Dilrüba : Gönül kapan, herkesi kendine bağlayan.
Dilsafa : Gönlü ferah kedersiz.
Dilşad : Gönlü sevinçli, yüreği şen.
Dilşikâr : Gönül avlayan, kendine bağlayan.
Dürdane : İnci tanesi, inci serpen. 

Ebru : Kaş.
Eda : Tavırları hoş, nazlı.
Efser : Taç.
Ela: Sarıya çalar kestane rengi.
Elif : Arap alfabesinin ilk harfi, dost, tanıdık.
Emel : Güçlü arzu, umulan şey.
Erva : Çok güzel, son derece cesur ve yiğit adam.
Esma : İsmi olan.
Esra : Gece yolculuğuna çıkan.

Fatıma : Kendisi ve nesli Cehennem ateşinden kesilmiş.
Fazilet : Erdem, iyi huyların ve üstün vasıfların hepsi.
Ferdiye : Tek ve eşsiz.
Ferah : Bol, geniş, neşeli, açık.
Feray : Parlak, aydınlık ay.
Ferhunde : Uğurlu kutlu.
Feriha : Sevinçli, ferah.
Ferihan : Razı, hoşnut, sevinçli.
Ferişte : Melek.
Ferzane : Hakim, filozof, bilgin, âlim.
Figen : Çiçek demeti, gölge eden.
Fitnat : Zihin açık, çabuk kavrayışlı.
Firdevs : Sekiz Cennetten biri, altın ve gümüştendir.
Firkat : Ayrı olan, sevgiden uzak kalan.
Fulya : Güzel kokulu bir nergis.
Füruzan : Çok parlak, aydınlık, parlayan, nurlu.
Füsun : Büyü, sihir, efsun.
Füsünkâr : Büyüleyici güzel.

Gazal : Geyik, ceylan, ahu.
Gönül : Kalb.
Gözde : Göze girmiş, bir büyüğün sevip beğendiği.
Gülbanu: Gül hanım.
Gülberk : Gül yaprağı.
Gülbin : Gül fidanı, gül dalı, gül bahçesi, güllük.
Gülbiz : Gül saçan, gül serpen.
Gülçehre : Gül yüzlü, yüzü gül gibi hoş.
Gülcemal : Yüzü gül gibi güzel.
Gülçiçek : Gül gibi taze, çiçek tazeliği taşıyan.
Gülçin : Gül toplayan, gül derleyici.
Güldemet : Gül buketi, gül demeti.
Gülendam : Gül gibi ince, uzun, güzel vücutlu.
Güleser : Yüzünde gülümseme eksik olmayan.
Gülfam : Pembe, gül renginde.
Gülfem : Gül dudaklı, gül ağızlı.
Gülfer : Gül gibi parlak.
Gülfeşan : Gül saçan.
Gülfidan : Gül gibi genç.
Gülhiz : Gül yetiştiren.
Gülistan : Gül bahçesi, güllük.
Gülizar : Gül yanaklı.
Gülnar : Katmerli ve büyük gül, büyük çiçek.
Gülnaz : Gül gibi ince ve narin, nazlanan.
Gülsima : Gül yüzlü.
Gülsüm : Yüzü dolgun. Ümmügülsüm: Gülsümün annesi.
Gülter : Yeni açılmış gül.
Gülşen : Gül bahçesi, gülistan.
Güzide : Seçkin, seçilmiş, seçme.

Hacer
: Taş, kaya parçası.
Hatice : Erken doğan kız çocuğu.
Hale : Ayın çevresinde görülen ışık halkası.
Halenur : Işıklı, aydınlık daire, hale.
Hamiyet : Milli onur ve haysiyet.
Handan : Gülen, şen.
Hande : Gülen, alay eden.
Harika : Tabiat dışı meydana gelen fevkalade olay.
Hasna : Çok güzel kadın.
Haver : Gün doğusu, ortak.
Havle : Güçlü, kuvvetli, takatlı, kudretli.
Havva : Bir şeyin kıvamı, olgun. Hazret-i Ademin hanımı.
Hayrunnisa : Kadınların hayırlısı, iyisi.
Hediye : İkram olarak verilen şey.
Hicran : Ayrılık, ayrılığın verdiği unutulmaz acı.
Hicret
: Bir ülkeden başka birine göç etmiş olan.
Hilâl : Yeni ay.
Hoşeda : Davranışı hoş, hareketi güzel.
Hoşendam : Boyu posu güzel, görünümü düzgün.
Hoşkadem : Güzel ayaklı, uğurlu.
Hoşneva : Güzel sesli.
Hoşnigar :Tatlı, güzel bakışlı.
Huban : Güzeller. Güzel olan.
Huri : Cennet kızı gibi güzel.
Huriye : Çok güzel.
Hülya : Kuruntu, hayal.
Hümeyra : Küçük kırmızı. Hazret-i Âişe’nin ünvanı
Hürrem : Taze, şen şakrak, sevinçli. Güler yüzlü.
Hürriyet : İradesine göre karar veren. Kendine ve başkasına zarar vermeyecek şekilde serbest.
Hüsnâ : En güzel, pek güzel.
Hüsnügül : Gül gibi güzel.
Hüveyda : Apaçık, belli, besbelli.

Itri : Kokulu, güzel kokulu.

İclal
: Saygı ve büyüklük gösteren, ikram eden.
İffet : Namuslu, helali isteyen, haramdan kaçan.
İkbal : Baht açıklığı, işlerin yolunda gitmesi.
İrem : Şeddatın Cennet diye yaptırdığı ünlü bahçe.

Jale : Kırağı, çiğ, şebnem.
Jülide : Saçı dağınık.

Kader
: Hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanan.
Keriman : Kerimin çoğulu, keremi bol, cömert.
Kevser : Maddeten ve mânen çok, nesli kalabalık. Cennetteki meşhur havuz.
Kezban : Ev kadını.
Kısmet : Talih, nasip, kader.
Kudret : Kuvvet, takat, güç, varlık, ehliyet, kabiliyet.
Kutan : Kutlu, kutsal, mutlu.
Kübra : En büyük en azametli.
Kündem : İtaatli, saygılı.

Lalezar
: Lale bahçesi.
Lamiha : Parlayan, parıldayan, parlak.
Leman : Titrek.
Lerzan . Titreyen, titrek.
Letafet : Latiflik, hoşluk, yumuşaklık.
Leyan : Konforlu, lüks hayat.
Leyla : Uzun ve karanlık gece.

Mahinev : Yeni doğmuş ay.
Mahiye : Aylık.
Mahpeyker : Ay yüzlü parlak ve nur yüzlü.
Mahru : Ay gibi parlak yüzlü.
Maide : Kurulmuş hazır sofra.
Makbule : Kabul olunmuş, beğenilmiş.
Maral : Dişi geyik.
Mayda : Narin ince yapılı.
Mebşure : Yüzü güzel, endamlı.
Mefharet : İftihar eden.
Mefkure : Ulaşılmak istenen en yüce amaç.
Mehlika : Ay yüzlü.
Mehpare : Ay parçası.
Mehtap : Ay ışığı.
Mehveş : Ay gibi güzel.
Melahat : Güzel yüzlü.
Melda : İnce ve taze.
Melek : Masum, halim selim.
Melis : Bal arısı.
Menfuse : Pek hoş, çok hoşa giden, en güzel.
Meriç : Ege denizine dökülen nehir.
Merve : Kâbe yakınındaki küçük bir tepe.
Meryem : Dinine bağlı.
Mesadet : Mutlu.
Mestinaz : Süzgün bakışlı.
Mevhibe : Bahşiş, ihsan, bağış.
Meysere : Zenginlik, rahatlık.
Mihman : Misafir.
Mihriban : Seven, güler yüzlü.
Mihrimah : Güneş ile ay.
Mihrinaz : Çok nazlı
Mimoza : Yaprağına dokununca toplanan bir çiçek.
Mualla : Yüce, yüksek.
Muattar : Güzel kokulu.
Muazzez : İzzet ve şeref sahibi, değerli.
Muhabbet : Sevgi.
Muhaddere : Namuslu, iffetli, örtülü müslüman
Mukadder : Alın yazısına inanan.
Mukaddes : Mübarek, temiz.
Mübeccel : Yüceltilmiş, büyütülmüş, tebcil edilmiş.
Müberra : Temize çıkarılmış, açıkca belirtilmiş.
Mübeşşer : Müjdelenen, iyi haber verilip sevindirilen.
Mübeyyen : Açıklanmış ortaya çıkarılmış.
Müjde : İyi haber sevinçli haber.
Müjgan : Kirpikler.
Müjgen : Kirpik
Münevver : Aydınlatılmış, kültürlü ve bilgili, aydın.
Münteha : Netice, son yer.
Mürüvvet : İnsanlık, mertlik, sevinçli günlerini görme.
Müşerref : Şerefli kılınmış.
Müveddet : Sevgi, dostluk, muhabbet.
Müyesser : Kolayca yapılan nasip olan.
Müzehher : Çiçekli, çiçek açmış, çiçeklenmiş.
Müzeyyen : Süslü, süslenmiş, bezenmiş, donanmış.

Nadide : Görülmemiş, az bulunur, çok değerli.
Nakşıdil : Gönül nakışı.
Nalan : İnleyen, ağlayan, sızlayan, figan eden.
Narin : İnce yapılı, nazik ve kibar.
Nazan : Nazlı, naz eden.
Nazende : Naz edici, nazlı.
Nazenin : Çok nazlı, narin, ince yapılı.
Nazik : İnce, narin, zarif.
Nazikendam : Narin yapılı.
Nazile : Aşağı inen.
Nazlı : Naz eden..
Nebahat : Şan ve şeref sahibi.
Necla : Kız evlat.
Nedret : Az bulunan, ender.
Nehar : Gündüz.
Nemika : Mektup.
Neriman : Pehlivan, kahraman, yiğit.
Nermin : Yumuşak, nazik, kibar.
Neslihan : Padişah soyundan gelen.
Neslişah : Şah neslinden.
Nesrin : Yaban gülü, mısır gülü, van gülü.
Neşe : Sevinç içinde olan.
Neşide : Ünlü mısra, beyit, manzume.
Neval : Talih, kısmet, baht açıklığı. İhsan, bağış.
Nevbahar : İlk bahar.
Nevbaht :Talihi yeni.
Nevber : Yeni yetişmiş turfanda sebze, meyve.
Nevcivan : Taze, genç, delikanlı.
Neveda : Herkesten ayrı bir edası olan.
Nevin : Yeni, yepyeni, yeni şey.
Nevinbal : Taze yeni yetişmiş fidan.
Nevinur : Çeşitli görünümde ışıklar.
Nevres : Yeni biten, genç taze.
Nevsal : Yeni yıl.
Nevvare : Nurlu, ışıklı, parlak, ağaç çiçeği.
Nezafet : Temizlik, paklık.
Nezahet : Temizlik, paklık, iç temizliği, incelik, rikkat.
Nezaket : Naziklik, zariflik, incelik, terbiye, edep.
Nida : Seslenen.
Nigahban : Gözcü, bekçi.
Nigar : Resim, nakış, resim gibi güzel.
Nihal : Fidan, genç. Fidan gibi ince yapılı.
Nihan : Gizli, sır, örtünmesi gerekli yerleri örten.
Nilgün : Mavi renkli.
Nilüfer : Bir su bitkisi
Niran : Ateş, parlaklık.
Nur : Işık, parıltı, aydınlık, nur.
Nuran : Işıklı, nurlu, aydın.
Nuray : Ay ışığı gibi.
Nurbanu : Işıklı hanım, nurlu hanım.
Nurcihan : Cihanın nuru, kâinatın ışıklı, parlak, nurlu.
Nurçin : Işıklı.
Nurhan : Aydın hükümdar.
Nurhayat : Mutlu yaşam.
Nurperi : Yüzü nur gibi parlayan peri gibi güzel.
Nurşen : Işık gibi şen ve güler yüzlü.
Nurşin : Çok lezzetli.
Nükhet : Güzel ve hoş koku.

Özge : Başka, yabancı, iyi, güzel, şakacı, cana yakın.
Özlem : Hasret. Yeniden görme arzusu.

Pakize
: Çok temiz, hoş ve güzel saf, iyi, lekesiz.
Pendiye : Öğüt veren.
Peren : Ülker yıldızı.
Peri : Çok güzel, çekici.
Peride : Uçarak yükselmiş, rengini atmış.
Perihan : Peri padişahı.

Rahime
: Müminlere çok acıyan kadın.
Rahşan : Parlak, parlayan.
Rana : Güzel, hoş görünen.
Ravza : Bahçe, yeşilliği bol, çiçekli bahçe.
Rayiha : Koku, güzel koku.
Refhan : Varlık içinde yaşayan, bolluk içinde bulunan.
Remide : Ürkmüş, korkmuş, ürkek, korkak.
Rengin : Renkli, boyalı, güzel.
Reside : Erimiş, yetişmiş, olgunlaşmış.
Reyhan : Rızk, merhamet, güzel koku. Fesleğen.
Rikkat : İncelik, naziklik.
Rugeş : Canlı yüzlü, taze yüzlü.
Ruken : Güler yüzlü, müjde veren.
Rukiye : Büyüleyici güzellikte.
Rumeysa : Büyük yıldız
Ruşen : Aydın, parlak, belli, aşikar, apaçık, ortada.
Ruzenin : Çiçek gibi güzel yüzlü.
Rüveyda : Hoş, ince, nazik.
Rüveyha : İncelik, zariflik.

Saadet : Kavuşan, mutlu.
Sabahat : Latif, yüzü güzel, cemal sahibi.
Sabia : Yedinci.
Saniye : İkinci.
Sara : Halis, katkısız, saf.
Sare : Sıçrayan, atlayan.
Satıa : Meydana çıkan, yükselen, nur saçan, parlak.
Seda : Ses.
Seha : Eli açık, cömert.
Sehavet : Cömertliği seven
Seher : Gecenin son altıda biri olan vakit ki, bu zaman yapılan dualar makbuldür.
Sekine : Gönlü rahat.
Selamet : Sağlık, esenlik, kurtuluş, sâkin olma.
Selma : Barışçı, itaatli, iyi yolda.
Selvican : Selvi seven, selvi canlı.
Semahat : Cömert, iyiliksever. 
Semra
: Esmer, kumral renkte, esmer güzeli.
Sena : Övme, methetme.
Seniyye : Yüksek, yüce. 
Serap
: Işığın yansımasından doğan yanılma.
Sevde : Esmer güzeli.
Sibel : Buğday başağı.
Suna:
Erkek ördek. Endamlı.
Suzan : Yakan, yanan.
Süeda : Saadetli, kutlu, uğurlu. Saidin çoğulu.
Sükeyne
: Sessiz, sakin, başlı, vakarlı.
Sülün : İnce narin.
Sümeyye : Ammar b.Yaser’in annesi. İlk İslam şehidi.
Sündüs
: Altın ve gümüş telle işlemeli ipek kumaş.
Süveyda : Kalbin ortasındaki kara benek.

Şahdane : Mutlu, bahtiyar, dindar, temiz yürekli. 
Şahika
: Dağ tepesi, dağ doruğu.
Şahmelek : Güzeller güzeli.
Şaziment : Özellikleri kimseye benzemeyen.
Şebnem : Gece nemi, çiğ, nem, rutubet.
Şehnaz : Çok nazlı.
Şehriban : Şehrin en büyük âmiri, vali.
emsinisa : Kadınların güneşi.
Şermende : Utangaç.
Şermin : Utanan, sıkılan. 
Şermize
: Küçük insan topluluğu.
Şetaret : Şenlik, neşeli olma, sevinç.
Şeybe : Beyaz saçlı, yaşlı, saçı ağarmış. 
Şeyda
: Âşık, tutkun. Sevgiden aklını kaybetmiş.
Şeyma : Bedeninde ben, alamet olan.
Şirin : Tatlı, cana yakın sevimli.
Şule : Alev, parıltı.
Şükran : Teşekkür eden, minnettar kalan.
Şükufe : Çiçek gibi güzel, tomurcuk.

Tıflıgül
: Gonca gül.
Tiraje : Gök kuşağı. 
Tuba
Cennet ağacı.
Tülin : Ayna.
Türkan : Padişaha saltanatta ortaklık eden eşi.

Ulya
: Pek yüce.

Ülfet : Dost olan, yakınlık duyan.
Ümeyme : Küçük anne. 
Ümmühan
: Hükümdarın annesi.

Vecahet : Güzel yüzlü, itibarlı, şerefli.
Vedia : Emanet.
Vedide : Dost, sevgili. Çok seven.
Vesamet : Güzel olan.
Vesile : Vasıta olan.
Vildan : Yeni doğmuş çocuk.
Vuslat : Dostuna, sevdiğine kavuşan.

Yâdigar : Dost hatırası. 
Yârıdil
: Gönül dostu, içten arkadaş.
Yelda : Uzun ve siyah.
Yeldem : Çabuk, çevik, çalak.
Yeşim : Sert ve kıymetli yeşil taş.

Zehra : Yüzü beyaz ve parlak, nurani yüzlü.
Zekavet : Çabuk anlayan, tez kavrayan.
Zerafet : Kibarlı, incelik, zariflik.
Zerengül : Altın gibi gül.
Zerişte : Altın tel, sırma.
Zerrin : Altına benzeyen, altın gibi parlak ve kıymetli.
Zeyneb : Görünüşü ve kokusu güzel, olgun ve dolgun.
Ziba : Süslü, bezekli. yakışıklı güzel. 
Zinnur
: Nur sahibi, nurlu, ışıklı, parlak, bahtiyar.
Zişan : Şanlı, ünlü, çok tanınmış.
Zübeyde : En seçkin, öz, hülasa, cevher. 
Zülal
: Saf, berrak.
Züleyha : Hızlı yürüyen, yolda emsalini geçen.
Zülfibar : Dağılmış, yayılmış saç. 
Zülfiyar
: Sevgilinin saçı.
Zümrüt : Yeşil renkte, cam parlaklığında bir süs taşı.

Erkek isimleri


Sual: Kıymetli isimlerden bazılarını ve anlamlarını bildirir misiniz?
CEVAP
Haklı olarak çocuğuna koyacağı ismin anlamını öğrenmek isteyenler oluyor, isimlerin anlamını soruyorlar. Biz burada daha çok merak edilen isimleri bildiriyoruz.

Âbidin
: İbadet edenler kulluk yapanlar.
Adnan : Üstün insan.
Affan : Çirkin şeylerden kaçınan, iffetli, namuslu.
Âgah : Bilgili, basiretli, haberdar, uyanık.
Âhi : Arkadaş, dost, cömert, yiğit.
Ahmed : Çok övülmüş, beğenilmiş.
Alican : Cana yakın, kanı sıcak, candan.
Âlişan : Şan ve şerefi yüce olan.
Alişir : Aslan Ali.
Alpaslan : Korkusuz, yiğit, güçlü, kuvvetli.
Alper : Cesur asker, yiğit asker.
Alperen : Hem din adamı hem komutan olan yiğit.
Altemur : Demirin korlaşmış kırmızı hali.
Âmir : İmâr eden.
Ammâr : Bir yeri bakımlı hale getiren.
Aşkın : Aşmış, ileri, üstün, seçkin.
Ata : Baba, dede, yaşlı, tecrübeli, bilgili.
Atalay : Tanınmış, ünlü.
Atâullah : Allah’ın hediyesi, ihsanı, lütfu.
Avşar : İşi hemen yapan.
Aykan : Kanı parlak ve canlı.
Aykut : Armağan, mükafat, ödül.
Aytekin : Ay gibi tek ve biricik olan, çok değerli.
Ayvaz : Koca, eş.

Babacan
: Cana yakın, güvenilir, anlayışlı.
Baha : Değer, kıymet, zariflik, üstünlük.
Bahadır : Yiğit, cesur, kahraman.
Battal : Kahraman, cesur, çok büyük.
Batu : Güçlü, kudretli.
Bedir : Dolunay. Ayın ondördü gibi güzel.
Behcet : Sevinç, güler yüzlü, şirin.
Behlül : Çok gülen, hayır sahibi, cömert.
Behnan : İyi huylu, güler yüzlü, herkesçe sevilen.
Behram : Merih yıldızı.
Behzat : Soyu güzel, doğuştan asil.
Bekir : İlk çocuk. Genç, taze.
Bektaş : Akran, eş.
Bera : Fazilet, meziyet sahibi.
Berkan : Şakıyan, parıldayan.
Berkin : Güçlü, sağlam.
Beşer : İnsan.
Beşir : Müjdeleyen. Güler yüzlü.
Bilal : Su.
Bilgehan : Derin bilgi sahibi hakan.
Bişr : Güler yüzlü.
Buğra : Erkek deve, hindi, aslan.
Burak : Peygamber efendimizin Miracda bindiği at.
Burhan : Delil, sağlam delil, hakkı bâtıldan ayıran.
Bülent : Yüksek, yüce, uzun.

Cafer : Çay, dere, küçük akarsu.
Câbir : Cebreden, zorlayan, galip gelen.
Can: Ruh. Aziz, sevgili. Gönül.
Candar : Silahlı asker.
Caner : Can dostu.
Canib : Yan, taraf, yön.
Cârullah : Allah’a yakın olan, Allah dostu.
Celâl : Azamet, şeref, kemal ve ikram sahibi.
Çelebi : Efendi, görgülü ve ince insan.
Cem : Hükümdar, şah.
Cemal : Yüz güzelliği
Cemaleddin : Dinin güzeli, dinin cemali.
Cemali : Yüzü güzel olan, güzellik sahibi.
Cenab : Büyük, şerefli
Cengiz : Sert ve haşin huylu, gönlü yumuşamaz.
Cerrah : Ameliyat yapan, operatör.
Cevat : Çok cömert, eli açık, çok ihsan eden.
Cevdet : Güzel, kusursuz, cömert, olgun.
Cevheri : Cevher sahibi.
Cezmi : Azimli, kararlı.
Cihad : Din uğrunda düşmanla ve nefsi ile savaşan.
Cihangir : Cihanın büyük bir bölümünü ele geçiren.
Civan : Genç, taze, delikanlı.
Cihanşah : Dünyanın padişahı.
Cübeyr : Küçük kahraman, küçük yiğit.
Cüneyt : Küçük asker, askercik.

Dâhi
: Üstün zekalı, son derece zeki, anlayışlı.
Dâi : Dua eden, duacı, hak dine çağıran.
Dânâ : Çok bilen, bilgili.
Daniş : Bilgi, bilme, biliş, ilim.
Danişmend : Bilgili, âlim.
Dâver : Doğru ve insaflı olan, âdil hükümdar.
Derviş : Allah için alçak gönüllüğü kabul eden.
Dilhan : İçten, gönülden söyleyen.
Dilaver : Yiğit, yürekli, erkek.
Doğan : Atılgan ve yiğit.
Dülger : Marangoz.

Ecehan : Hanların başı.
Ecmel : En güzel, en yakışıklı.
Ecvet : En cömert, varını yoğunu dağıtan. En iyi olan.
Ede : Ata, büyük kardeş, ağabey.
Edhem : Kara donlu, yağız at.
Efe : Batı anadolu yiğidi, zeybek.
Efken : Atıcı, yıkıcı.
Eflah : Tamamiyle kurtulan, en çok talihe kavuşan.
Ekmel : En olgun, mükemmel.
Ekrem : Çok cömert, iyiliksever, keremi lütfu çok olan.
Elvan : Renkli, renk renk.
Emced : Çok şerefli, ve haysiyet sahibi.
Emir : Bir kavmin, şehrin başı, reisi.
Emre : Aşık, dost, abi. Beylerbeyi.
Enes : İnsan.
Engin : Uçsuz bucaksız deniz.
Enver : Çok nurlu, çok ışıklı, çok parlak, çok güzel.
Ercümend : Muhterem, şerefli, itibarlı.
Erdem : Fazilet.
Ergün : Sert başlı, oynak ve hızlı giden at.
Erhan : Yiğit hakan.
Erkam : Rakamlar, isimler.
Erkan : Esaslar, direkler, reisler.
Erkin : Bağımsız hareket eden.
Erman : Arzusu, isteği olan.
Erol: Sözünde duran er.
Ertuğrul : Temiz, yürekli, doğru insan.
Esat : Çok uğurlu ve mutlu.
Esed : Aslan, gazanfer, cesur.
Esved : Siyah, esmer.
Eşref : En çok şerefli, itibarı en çok yüksek olan.
Etem : Kusursuz, noksansız.
Evran : Baht, büyük yılan.
Eymen : Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı. Sağ taraftaki.
Eyüp : Tevbe eden, hatalarına pişman olan.
Ezrak : Mavi, gök renkli. Su gibi saf ve temiz olan.

Fazlı : İyilik, fazilet, erdem, lütuf.
Fahreddin : Dinin büyüğü, dinde övülmeye layık.
Fâlih : İsteğine kavuşan, başaran. Çiftçi.
Faris : Yiğit, mert, binici, at yetiştiricisi.
Faruk : Hak ile bâtılı ayıran.
Fasih : Güzel, düzgün ve açık konuşan.
Fatih : Fetheden, zapteden, aşan.
Fatin: Zeki, anlayışlı.
Faysal : Kesin hüküm vereni. Keskin kılıç.
Fazlullah : Allahü teâlânın lütfu. Üstün ve değerli
Feda : Kurban olma, gözden çıkarma.
Fedai : Canını esirgemeyen, can vermeye hazır.
Feramuz : Şanlı, şerefli, ün kazanmış.
Feramuş : Hatırdan çıkan, unutulan.
Ferhan : Sevinçli, neşeli, ferahlı, şen, memnun.
Ferhat : Sevinç, neşe sahibi.
Feridüddin : Dinin en üstünü.
Feridun : Tek, eşi ve benzeri olmayan, kıymetli cevher.
Ferman : Emir. Padişahların tarafından verilen emir.
Ferruh : Uğurlu, mübarek, yüzü nurlu, aydın.
Fettah : Fetheden, her türlü müşkülleri kolaylaştıran.
Feyyâz : Feyz, bereket ve bolluk veren.
Feyzullah : Allahü teâlânın feyzi.
Fuat : Kalb, gönül.
Furkan : İyi ile kötü, doğru ile yanlış arasındaki farkı gösteren.
Fuzuli : Fazla, anlamsız, yersiz.

Gazanfer : Yiğit, aslan gibi cesur.
Gazi : Savaştan sağ dönen.
Gevheri : Pırlanta gibi temiz insan.
Gıyas : Yardım eden.
Giray: Kırım hanı.
Gürbüz : Toplu, güçlü dinç erkek.

Habbab : Seven, sevgili, dost.
Habil : Yumuşak ve temiz huylu.
Hacib : Kapıcı, kapıcı başı.
Hafi : Güler yüzlü, çok ikramcı, gizli.
Hafid : Torun.
Hakan : Türk hükümdarı.
Hakem : Hüküm veren.
Haki : Hikaye eden, anlatan.
Hakkı : Doğru olan, irfan sahibi, insaflı.
Haldun : Devamlı yaşlanıp ihtiyarlamayan.
Halife : Birinin yerine geçen .
Halil : Dost, sevgili, samimi dost, içten arkadaş.
Haluk : İyi ve güzel huylu, geçim ehli, İslama yakışır.
Hamdullah : Allahü teâlâya hamd eden.
Hammâd : Çok hamd eden, çok dua eden.
Hamza : Aslan, heybetli, azametli.
Han : Hakan veya hakana bağlı hükümdar.
Hanefi : İstikamet üzere olan.
Hani : Yumuşaklık ve vakar sahibi.
Hasan : Güzel, iyi, hoş.
Haseki : Hükümdarların hizmetlerine tahsis edilen zat.
Hasibi : Cömert, hayırhah.
Hasin : Kuvvetli, sağlam, muhafaza eden.
Hâtem : Mühür, üstü mühürlü yüzük, en son.
Hattâb : Çok güzel konuşan ve nasihat eden.
Hatip : Hitabeden, güzel söz söyleyen.
Hayali : Hayal eden.
Haydar : Aslan, cesur, yiğit, kahraman.
Hayrani : Hayran olan.
Haşim : Ezen, parçalayan. Hürmet ve ikram eden.
Haşmet : Heybet ve ihtişam sahibi. Tevazu gösteren.
Hazım : ihtiyatlı, basiretli, gözü açık, hazımlı.
Hızır : Yeşil.
Hicabi : Mahcup, utangaç, hayalı, edepli, terbiyeli, iffetli.
Hilmi : Yumuşak huylu, sabırlı, vakarlı, sakin.
Himmet : Lütfeden, gayret eden.
Hişam : Haya eden, utanan.
Hud : Büyük, çok hürmet eden.
Hulusi : Halis, saf, samimi, candan, içi temiz.
Hurşid : Güneş.
Huzeyfe : Küçük testici, çömlekçi çırağı.
Hüccet : Senet, vesika, delil.
Hüdâvendigâr : Hükümdar, sultan, âmir, hâkim.
Hüdayi : Hüdânın kulu.
Hümayun : Mübarek, mutlu, padişaha olan.
Hüsameddin : Dinin keskin kılıcı.
Hüseyin : Küçük güzel.
Hüsrev : Padişah, hükümdar, sultan.

İhsan : Hakkından fazlasını veren.
İhvan : Sadık, samimi, candan dost.
İkrime : Kerem sahibi, cömert.
İlhami : İlham sahibi.
İlker: İlk erkek çocuk.
İmadeddin : Din direği, devleti ayakta tutan.
İmam : Nümune, rehber, önder, başkan.
İnayetullah : Allah’ın lütfu, ihsanı.
İslam : Müslüman, Hakka teslim olan.
İsmâil (İb): Allahü teâlâya çok ibadet eden.
İzzet : Değer, şeref, kudret, hürmet ve ikram sahibi.

Kaan:
Kağan. Hanların hanı, şahinşah.
Kabil : Kabul eden, önde olan.
Kadem : Ayak, adım.
Kâdir : Tükenmez güç ve kudret sahibi.
Kadîr: Çok güçlü, çok kudretli.
Kadı : Hüküm, karar ve hakimlik.
Kalender : Dünyadan el etek çekip boş dolaşan derviş.
Kamran : İsteğine kavuşmuş, mutlu, bahtiyar.
Kasım: Taksim eden, bahşeden.
Kâzım : Öfkesini, gazabını yenen.
Keleş: Güzel yakışıklı, bahadır.
Kemal : Olgunluk, bilgi ve fazilet sahibi.
Keramet : Kerem, ihsan, evliyada görülen harika.
Kerami : Soylu, şerefli.
Kerem : Asalet, izzet ve şeref sahibi. Cömert, eli açık.
Keremşah : Çok cömert, çok eli açık, çok soylu.
Key : Büyük hükümdar, padişah.
Keşşaf : Keşfeden, sırları çözen, gizlileri açığa çıkaran.
Kılıç: İki yüzü keskin eski bir silah.
Kıymet : Değer, baha, bedel, onur, itibar, makbul oluş. 
Kiram
: Soyu temiz olanlar, şerefli ve cömert olanlar.
Korkut: Büyük dolu tanesi.
Kuddusi : Mukaddes, ulvi, pak. 

Levent : Bahriyeli. Boylu poslu, yakışıklı.
Levni : Renkli, boyalı.

Mahdum : Hizmet edilen, evlat.
Mahmud : Övülmüş, medhedilmiş, sena edilmiş.
Mahmur : Sarhoş, uykulu, baygın gözlü. 
Murat
: İstek, arzu, maksat. Seçilen
Mazhar : Nail olan, şereflenen, bir iyiliğe kavuşan.
Memun : Korkusuz, tehlikesiz, sağlam, emin.
Mecdeddin : Dinin büyüğü.
Mecnun : Deli, divâne, delice seven.
Medeni: Şehirli, bilgili ve görgülü.
Mert : Sözünün eri, yiğit, bahadır.
Mestan : Mest olmuş, bayılmış..
Metin : Sağlam, dayanıklı. 
Mir
: Amir, kumandan, bey, vali, hükümdar.
Miraç : Merdiven, yükselen, yükseklere çıkan .
Mirkelam : Kibar konuşan, hoş sohbet, sohbet adamı.
Mirza : Hükümdar soyundan gelen, beyzade.
Misbah : Lamba.
Mithat : Methetme, övme.
Muammer : Uzun ömürlü, ömür süren, yaşayan, talihli.
Muaz : Sığınan, korunan, sarılan.
Muhammed : Yerde ve gökte çok övülen.
Muharrem : Haram kılınmış, dinen yasak edilmiş.
Muhtar : Seçilmiş, seçkin.
Muhterem : Saygıdeğer, sayın, kıymetli, şerefli.
Muhteşem : Göz kamaştıracak büyüklükte veya güzellikte olan.
Muhyiddin : Dini ihya eden.
Muktedi : İktida eden, tâbi olan, uyan.
Muktedir
: iktidarlı, gücü yeten.
Muktefi : İktifa eden, izinden takip eden, örnek tutan, birine uyan.
Muslih : Islah eden, düzelten.
Mustafa : Saf hale getirilmiş, süzülmüş, güzide.
Mutahhar : Temizlenmiş, mübarek.
Mutasım : Günahtan çekinen, eliyle tutan, yapışan.
Muteber : Kadri bilinen, kıymeti takdir edilen.
Mutemed : Kendisine itimat edilen, güvenilen.
Mutlu: Halinden, memnun, mesut, bahtiyar. 
Muttalib
: Talep eden, isteyen.
Mübarek : Bereketli, feyizli, uğurlu, hayırlı.
Mübeşşir : Müjdeci, hayırlı haber verip sevindiren. 
Müjdat
: İyi haber, müjdeli haber.
Mükerrem : Şerefli, muhterem, hürmete erişmiş.
Mülayim : Yumuşak huylu, medenice hareket eden. 
Mümtaz
: İmtiyazlı, üstün tutulmuş, seçkin, seçilmiş.
Müren : Akarsu, nehir, ırmak.
Mürsel : Gönderilmiş, yollanmış, nebi.
Müşir
: İşaret eden, yol gösteren, mareşal.
Müzdad : Artmış, çoğalmış, uzun.

Nabi : Haberci, haber veren.
Namdar
: Meşhur namlı, ünlü, tanınmış.
Nasreddin : Dine yardım eden.
Nebi : Haberci, haber getiren, peygamber.
Necat : Kurtuluşa, selamete eren.
Necati : Kurtulan, felah bulan.
Neccar : Dülger, marangoz, doğramacı.
Necdet : Kahraman, yiğit, efe.
Necih : Başarılı, galip, muzaffer.
Necmi : Yıldız
Nefi : Kazançlı, kârlı.
Nejat : Soy nesil, nesep, tabiat.
Nesimi : Hoş ve mülayim.
Nevzat : Yeni doğmuş çocuk.
Neşet Yetişen, ileri gelen, doğan.
Neşat : Sevinç, neşe, keyif. 
Nihat
: Tabiat, huy, yaratılış, bünye, karakter.
Nijad : Soy.
Niyazi : Yalvaran, yakaran, dua eden. 
Nizam
: Düzen, usul, tertip, yol,kaide, sıra, dizi.
Numan : Refah, konfor.
Nuaym : Hayat güzelliği, refah. 
Nusret
: Yardım, başarı, üstünlük, zafer, galebe, fetih.
Nüzhet : Neşe, sevinç, eğlence, temizlik, ferahlık.

Oğuz : Doğru, sağlam, güçlü, genç.
Oğuzhan : Oğuzların hükümdarı.
Okan : Anlayışlı, kavrayışlı.
Oktay : Hiddetli, kızgın, sinirli.
Orhan : Şehrin hakimi.
Ozan : Halk şairi, geveze.

Öktem : Gösterişli, korkusuz, güçlü. 
Ömer
: Diri, canlı, yaşayan hayat süren
Önder : Lider, şef, reis.

Peyami : Haberci.

Raci : Rica eden, yalvaran, ümitli, dileyen.
Racih : Üstün, kıymetli, faziletli ve itibarı fazla olan. Tercihli.
Rafet : Merhamet etme, acıma, esirgeme.
Ramazan : Çok sıcak olan, günahları yakan.
Ramiz : İşaret koyan, işaretle konuşan.
Rauf : Pek esirgeyen, çok merhamet eden.
Recai : Rica eden, dua eden, Allahü teâlâya yalvaran.
Recep : Mübarek, muazzam, muhterem; kıymetli.
Refah : Bolluk, rahatlık, her türlü sıkıntıdan kurtulma.
Re’fet : Acıyan, merhamet eden.
Reha : Kurtuluş, halas.
Reis : Baş, başkan. 
Resül
: Yeni bir kitap ile gönderilen peygamber.
Reşat : Hak yolunda yürüme, doğru yol.
Reşid : Akıllı, iyi ve olgun.
Rifat
: Yükseklik, yücelik, büyük rütbe.
Rüçhan : Üstün olan.
Rıdvan : Razı, memnun. Cennetin kapısındaki melek.
Rıza
: Kadere razı olan. Tasavvufta iradenin yok edilmesiyle elde edilen makam.

Sadeddin : Dinin mübarek kişisi.
Sadullah : Allahü teâlânın saadeti.
Sadun : Uğurlu olan, uğur getiren.
Safa : Saf, berrak, temiz, kedersiz, gönlü şen.
Saffet : Saf, halis, temiz. Hile ve dubaradan uzak olan.
Saffan : Saf, halis.
Salahaddin : Dine bağlı, dini düzgün.
Sâman : Servet sahibi, zengin, rahat, dinç, düzenli.
Sedat : Doğru ve haklı
Selami : Barış, huzur ve selamet sahibi.
Selçuk: Sel gibi akan. 
Selman
: Barışçı, sulhçu.
Serdar : Asker başı, kumandan, komutan, reis.
Serhat : Sınır boyundaki asker.
Sertaç : Başa konan taç.
Server : Baş, reis, seyyid, bir topluluğun ileri geleni.
Sevban : Elbiseli, giyinmiş, kuşanmış. 
Seyfi
: Kılıç kuşanmış, asker.
Seyfullah : Allah’ın kılıcı, askeri.
Seymen : Çiftlik bekçisi.
Seyyid : Efendi, bey, Peygamber efendimizin torunu Hazret-i Hüseyin’in soyundan gelenler.
Sezgin : Sezen sezici, duygulu, hassas.
Sinan : Mızrak, süngü. 
Sirac
: Lamba, ışık, güneş, ay.
Siraceddin : Dinin kandili.
Siyami : Oruçlu, kendini kötülüklerden men eden.
Soner : Bir işte son yardımı yapan. Son olması istenen.
Sunullah : Allah’ın kudreti, meydana getirdiği varlığı.

Şaban : Aralık, fasıla. 
Şabi
: Cemaat ehli.
Şadan : Sevinçli, keyifli, neşeli, bahtiyar.
Şahap : Alev, ateş parçası, akan yıldız.
Şahinalp: Şahin gibi yiğit.
Şahsüvar : Usta binici, çok iyi ata binen.
Şâfi : Şefaat eden, şifa veren.
Şarani : Saçı gür
Şecaeddin : Dinin kahramanı, dinin yiğidi.
Şehlevent : Uzun boylu, yakışıklı genç.
Şemseddin : Dinin güneşi.
Şemsi : Güneş gibi parlayan.
Şerafeddin : Dinin şereflisi.
Şeref
: Asil, yüksek, şanlı, şöhretli atalara sahip olmak.
Şevket : Büyüklük, kudret ve kuvvetten doğan haşmet.
Şevki : Şevkli, neşeli, istekli.
Şeyban : Saçlarına ak düşmüş, ihtiyar, yaşlı.
Şihab : Cesur, parlak yıldız, kıvılcım.
Şihabeddin : Dinin parlak yaldızı.
Şinasi : Tanıyan, tanıyıcı, bilen, anlayan.
Şir : Aslan.

Taceddin : Dinin tacı.
Taci : Taçlı.
Tahsin : Kale gibi sağlamlaştırma.
Taki : Günahtan kaçınan, dinine bağlı.
Talat : Yüz, çehre, dindar.
Talha : Bir zamk ağacı.
Tamer : Tam erkek.
Taner : Şafak gibi canlı erkek.
Tanju : Türk hükümdarı [Çinlilerce]
Tarkan : Dağınık, perişan.
Tarık : Sabah yıldızı, parlak yıldız.
Tayfur : Uçan, yükselen.
Taylan : Uzun boylu.
Tayyar : Uçan, uçucu uçma kabiliyeti olan.
Tekin : Uğurlu, hayırlı.
Temel : Asıl, esas. 
Tevfik
: Uygun getirme, Allah’ın yardımına kavuşma.
Timur : Demir gibi sağlam.
Timurtaş : Demir ve taş gibi sağlam. 
Tufan
: Afet, felaket, çok şiddetli yağmur.
Turan : Cesur atılgan, yiğit.
Turanşah : Cesur Türk hükümdarı.
Turgay : Küçük kuş, sığırcık.
Turgut : Belde, yerleşme merkezi, mesken.

Ubeydullah : Kulcağız, kölecik.

Üsame
: Bir aslan cinsi.

Vakkas : Savaşçı, okçu.
Vakur : Ağırbaşlı, temkinli.
Vakıf
: Duran, ayakta duran.
Vâlâ : Yüksek, yüce.
Vecdi : İlahi aşka dalan, vecde gelen, kendinden geçen. 
Vecit
: Vecde gelen, İlahi cezbe ile bayılan.
Vecihi : Bir kavmin büyüğü.
Vedat : Sevgi ve dostluk gösteren.
Vefa : Sözünde duran, dostluğunu devam ettiren.
Veli : Ermiş.

Yahya : Canlı, hayat süren.
Yaver : Yardım edici, imdada koşan.
Yavuz : Yaman, korkusuz.
Yekta : Tek, eşsiz, benzersiz.

Zafer
: Maksada ulaşma, barışma, düşmanı yenme.
Zâfir : Zafer kazanan, üstün gelen.
Zamir : Yürek, iç, vicdan.
Zekai : Çabuk anlayışlı, keskin zekalı.
Zekeriyya : Erkek zat.
Zeyd : Artan, çoğalan. 
Zeynel
: Süslü.
Ziver : Süs, ziynet ehli.
Ziya : Işık, aydınlık, nur.
Ziyad
: Fazlalık, çokluk, bolluk.
Zübeyr : Akıllı.

Çocuklara hangi isimleri koymalı


Sual: Çocuklara hangi isimleri koymak gerekir?
CEVAP
Çocuklara koyduğumuz veya koyacağımız isimlerin anlamlarının, dinimize, örf ve âdetimize uygun olup olmadığını öğrenmek, uygun değilse, değiştirmek gerekir. Haklı sebeplerle adını veya soyadını değiştirmek isteyenler de çıkabilir. Böylece isimlerin anlamlarını bilmek faydalı olur.

Bu konuda yazılmış piyasada birkaç kitap vardır. Kimisi çok geniş. Ne kadar Arapça veya Farsça kelime varsa, isim olarak kitaba yazmışlar. Kimi de, çok basit yazıp, kelimenin gerekli bütün anlamlarını yazmamış. Hepsinin ortak yönü, mastar halindeki isimleri, mastar olarak tarif etmişler. Bir şey isim halini alınca, artık o mastarlıktan çıkar. Mesela Türkçede yanlış olarak, meşhur kelimesi yerine, (Falanca şöhret oldu) diyorlar. Bir çocuğa Şöhret ismi verilmişse, bunun anlamı (meşhur olmak) denmez. Burada Şöhret kelimesini meşhur, ünlü olarak bildirmek gerekir. Çünkü maksat budur.

Kelime isim olunca
İslam, cihad kelimeleri de böyledir. Bu kelimeler isim olarak konmuşsa, artık, İslam’a, müslüman olmak denmez. Müslüman olan diye tarif edilir. Cihad kelimesine de savaş, savaş etmek denmez. Allah için savaşan denir. Cihad kelimesinin biraz daha kuvvetlisi Câhid’dir. Bunun da daha kuvvetlisi Mücâhid’dir. İsim olarak konunca, artık, Cihad da, Câhid de, Mücâhid de, biri diğerinden daha kuvvetli olmak üzere, cihad eden anlamına gelir.

Bunun gibi, Hicabi, utanmakla ilgili demektir. Ama bu isim olarak kullanılınca, mahcup, utangaç, hayalı, edepli, terbiyeli, perdeli, namuslu gibi anlamlara gelir.

Hulki, Ruhi, Sulhi kelimeleri de böyledir. Piyasadaki kitaplarda bu husus kiminde hiç dikkate alınmamış, kimi de çok az yer vermiştir.

Çocuklara güzel isim koymalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Çocuğa güzel isim vermek, dinini öğretmek ve vakti gelince evlendirmek, evladın babası üzerindeki haklarındandır.) [Ebu Nuaym]

(Kıyamette, babanızın ismi ile beraber [Mesela Ali oğlu Emin, veya Ali kızı Emine diye] çağrılacaksınız. O halde isminiz güzel olsun!)[Ebu Davud]

Güzel isimler çoktur. Mesela Peygamber isimleri, Resulullah efendimizin 400 kadar olan mübarek isimleri, Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnasından olup da, isim olarak koyması caiz olan Ali, Aziz, Macid, Mucib, Rafi, Reşid isimleri, Eshab-ı kiramın, âlimlerin ve evliyanın isimleri konabilir.

Bir ismin güzel olması için mutlaka Kur’an-ı kerimde bulunması gerekmez. Yüz binden fazla Eshab-ı kiramdan Hazret-i Zeyd hariç, hiçbirinin ismi Kur’an-ı kerimde yoktur. Güzel isimler çoktur. Değişik isim olsun diye, yahut en güzel isim olsun diye Kur’an-ı kerimde geçen her kelimeyi, sırf Kur’an-ı kerimde geçtiği için çocuğa isim olarak koymak, çok yanlış olur. Çünkü Kur’an-ı kerimde güzel isimlerin yanında kâfirlerin isimleri de vardır. En başta şeytan var, İblis var, Hannas vardır. Kâfirlerden Karun, Haman vardır. Peygamber efendimizin düşmanı Ebu Leheb’in ismi vardır. Bunları koymak doğru değildir.

Kur’an-ı kerimde geçiyor diye yıldırım, şimşek, gelmek, gitmek gibi kelimelerin arabisini isim olarak koyanlar oluyor. Bu kelimelerden en meşhurlarından biri Esra’dır. Esra, gece yürümek manasına gelir.Ünzile, indirildi, indirilmiş demektir. Böyle isimleri koymak caiz ise de, enbiyanın, ulemanın, evliyanın ismini tercih etmek elbette iyi olur.

İsim sahiplerine şefaat
Her Peygamber, kendi isminden olanlara, her âlim ve evliya da, kendi isminden olanlara şefaat edecektir. Güzel ismin bu yönden de önemi vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allah indinde en güzel olan isimler, Abdullah, Abdurrahmandır.)[Müslim] (Üç oğlu olup da, birine adımı vermeyen, cahillik etmiş olur.) [Taberani]

(Allahü teâlâ buyurur ki: İsmi, Ahmed, Muhammed, Mahmud gibi Habibimin isminden olan mümine azap etmekten haya ederim.)
[R. Nasıhin]

(Bir evde bir, iki veya üç Muhammed olmasının zararı olmaz.)[İbni Sâd]

(Oğlunun adını Muhammed koyan, çocuğu ile Cennetlik olur.) [A. Rufai]

(Muhammed isimli çocuğa her yerde ikram edin, onu aşağılamayın.)
[Hatib]

(Muhammed isimli kimseyi hakir görmeyin, onu mahrum etmeyin! Onun bulunduğu bir evde, bir yerde bereket vardır.)
[Deylemi]

İbni Abbas hazretleri, (Kıyamette, “adı Muhammed olan müminler gelsin” denilir, hepsi Cennete götürülür) buyurmaktadır.

Ecdadımız, saygıda kusur olmasın diye Muhammed ismini “Mehmed” şeklinde kullanmıştır.

Peygamber efendimizin mübarek isimlerinden birini de koymak çok iyi olur. [Bu isimler, Peygamber Efendimiz maddesinde var.] Eshab-ı kiramın isimleri de çok kıymetlidir. Ecdadımızın koyduğu isimler de önemlidir.

Hazret-i Talha, on çocuğunun her birine bir peygamber ismi koymuştu. Hazret-i Zübeyr’in de on çocuğu vardı. O da hepsine şehid ismi vermişti. Hazret-i Talha, Hazret-i Zübeyr’e, “Neden çocuklarına peygamber ismi değil de, şehid ismi verdin?” dedi. O da, “Çocuklarım peygamber olamayacağına göre, şehit olmalarını arzu ettiğim için” dedi.

İsmi kötü olan değiştirmelidir! Hadis-i şerifte, (Kötü ismi olan bunu güzel isme çevirsin) buyuruldu. (Berika)

Kötü isimler
Memiş, Senem, Sanem, Efrayim, Ökkeş isimleri caiz değildir. Ahmede hamo, Mehmede memo demek caiz olmadığına göre, Abdullah Öcalana Apo, İbrahim Tatlısese İbo demek caiz mi diye düşünülebilir. Caizdir; çünkü meşhur ismi söylemek adını değiştirmek olmaz.

Kezban, Farisi Kedbanudan gelmiştir. Ev kadını veya vekilharç kadın demektir. Vekilharç ise, bir sarayın, alış veriş işlerini yapan kimse demektir. Her ne kadar Arabide yalancı manasına gelirse de, Farsçadan geldiği için değiştirilmesi gerekmez.

Kâfir ismi koymaktan da kaçınmalıdır! İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Bir müslümanın, bir kâfir ismini almaktan, korkunç aslanlardan kaçmaktan daha çok kaçması gerekir. Bu isimler ve onların sahipleri, Allahü teâlânın düşmanlarıdır. Hadis-i şerifte, (Kötü zan altında kalınacak yerlerden kaçınız) buyuruldu. Dinsizlik alameti olan ve bu zannı uyandıran isimleri koymaktan kaçınmak gerekir.

Övücü isimler koymak
İbni Âbidin hazretleri buyurdu ki:
(Çocuğa Ali, Aziz gibi isimleri koymak caiz ise de, bu isimleri söylerken hürmet etmek gerekir.) [Redd-ül Muhtar]

Reşid, Emin gibi övücü isimler koymak caiz ise de koymamak iyi olur. Çünkü böyle isimleri söyleyerek, sahibine hakaret etmek, isme de hakaret olur. (Şir’a)

Kıyamette günahları, sevaplarından daha çok olan bir kimse, Cehenneme götürülürken, Allahü teâlâ, Cebrail aleyhisselama buyurur ki:
– Ya Cebrail, buna sor, hayatında hiçbir âlimin sohbetinde bulundu mu?

Hazret-i Cebrail, o kimseye sorar. O da, (Ne yazık ki, hiçbir âlimle bir arada bulunmadım) der. Allahü teâlâ tekrar buyurur:
– Ya Cebrail, buna sor ki, hiçbir âlimi ilminden dolayı sevdi mi?

Cebrail aleyhisselam, ona sorar. O da, (Hayır, sevdiğim bir âlim yoktu) der. Hak teâlâ buyurur:
– Ya Cebrail, tesadüfen de olsa, bu bir âlimle yemek yemiş mi?

Cebrail aleyhisselam sorar. O da, (Hayır hiçbir âlimle bir sofrada bulunmadım) der. Hak teâlâ buyurur ki:
– Ya Cebrail, bu kulun ismi, bir âlimin ismine benziyor mu, bunu da sor!

Cebrail aleyhisselam sorar. O da, (İsmim hiçbir âlimin ismine benzemez) der. Hak teâlâ buyurur ki: – Bunu Cennete götürün. O, âlimi seven birini severdi.) [El-Envâr]

Görüldüğü gibi, ismi bir âlimin ismine benzemek, hatta âlimi seveni sevmek bile insanın kurtuluşuna sebep olmaktadır. Elbette her şeyden önce mümin olmak şartı vardır. Mümin olmadıktan sonra, güzel ismin ve ibadetin kıymeti olmaz.

Çocuğa, doğunca veya doğumu müteakip yedinci günü adı konur. Doğduktan sonra hemen ölen çocuğa da ad konur. Yıkanır, cenaze namazı kılınır. Ölü doğan çocuklara isim vermek gerekmez. Fakat isim vererek defnetmek iyi olur.

İsmi koyacak kimse
Çocuğun ismini ilim ehli, salih bir zata koydurmalıdır! Eshab-ı kiram, çocuklarına isimlerini Peygamber efendimize verdirmeyi tercih etmişlerdir. Çocuğa ad koyarken, çocuğun babası, dedesi veya en yaşlı, ilmi en çok olan, çocuğu kucağına alır, abdestli olarak kıbleye döner ve ayakta sağ kulağına ezan, sol kulağına ikamet okur. İsmi üç kere tekrar etmek iyi olur. Bu arada çocuğun ağzına bir tatlı sürmek iyi olur.

Peygamber efendimiz, Hazret-i Hasan doğunca, kulağına ezan okumuştur. Ezan okuyacak kimse, çocuğu yastık gibi yumuşak bir şey üstüne koyarak kucağına alır. Çocuğu birisi kucağına alıp, ezanı bir başkası da okuyabilir. Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Yeni doğan çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına da ikamet okunursa, “Ümmü sıbyan” hastalığından korunmuş olur.)[Beyheki]

Çocuğa isim koyduktan sonra, salih bir evlat olması ve dine hizmet etmesi için, dua etmelidir. Peygamber efendimiz, (Ya Rabbi, bu çocuğu hayırlı ve salihlerden eyle ve onu güzel bir şekilde yetişmesini sağla) diye dua etmiştir.

Ebu Musel Eşari hazretleri, (Çocuğumu doğduğu gün Resulullaha götürdüm, adını İbrahim verdi) dedi. Amr bin Şuayb’ın dedesi ise,(Resulullah, yeni doğan çocuğa yedinci günü isim verilmesini ve akika kesilmesini emretti) dedi. [Tirmizi]

Buhari’de “Eğer akika kesilmeyecekse, çocuk doğduğu vakit isim konur ve ağzına tatlı bulaştırılır” deniyor.

Sual:
Ece ve Ökkeş ismi uygun mu?
CEVAP
Müslümana yakışan isim koymalı.

Sual:
Melis ismi Kur’an da geçiyor mu? Çocuğuma bu ismi vermemde bir sakınca var mıdır?
CEVAP
Melis kelimesi Kur’anda geçmez. Peygamber efendimizin yüz binden fazla arkadaşı vardı, bir tanesi hariç hiçbirinin ismi Kur’anda geçmez. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, hiçbiri Kur’anda yoktur. Bir ismin Kur’anda geçmesi gerekmez. Büyük zatların ismini koymak, Peygamberlerin ismini koymak iyi olur. Çünkü her Peygamber her âlim, kendi isminde olan insana şefaat edecektir. Onun için ot ismi taş ismi koymamalı. Evliyanın, büyüklerin ismi konmalı. Melis ismi koymakta mahzur yoktur.

Sual:
Samed ismi caiz mi?
CEVAP
Hayır.

Sual:
Azrail ismi caiz mi?
CEVAP
Mekruhtur.

Sual:
Çocuğum doğduktan üç gün sonra öldü. Defnedileli birkaç ay oldu. İsim koymamıştık. Şimdi isim koymamız caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
Muhammed ismi koymak mekruh mu?
CEVAP
Mekruh değil. Koyduktan sonra hürmet lazımdır.

Sual:
Naziye, Oğuzhan, Furkan, Güneş, Kürşad, Yadallah, Kezban, Dudu, Yasin, Rauf, İrem, Melek, Kenan, Damra ismi caiz mi?
CEVAP
Caiz. Kâfir adından başkası caiz. Efdal olanı koymalı.

Sual:
Ali Osman ismini koymak uygun mu?
CEVAP
Ali Osman ismi koymak iyidir.

Sual: Beş aylık iken doğup ölen çocuğa isim konur mu?
CEVAP
Canlı doğmuşsa, nefes almışsa, isim konur.

Kâfir ismi vermek
Sual:
Almanya’daki bazı gençler, Alman veya başka gayrı müslimlerin isimlerini kullanıyorlar. Mesela ismi “Hasan” olan bir arkadaş, gayrı müslimler “Adın ne” diye sorunca “Adım Hans” diyor. “Hans” olarak çağırılmasını istiyor. Bir müslümanın kâfir ismi ile çağırılmasını istemesi caiz midir?
CEVAP
Caiz olmadığını İslam âlimleri bildirmektedir. Ehl-i sünnet âlimlerinin en büyüklerinden olan imam-ı Rabbani hazretleri, Hân-ı Hânân’a yazdığı mektupta buyurdu ki:

Ne kadar şaşılacak şeydir ki, kıymetli teveccühünüze kavuşmakla şereflenen şairlerden birinin, bir kâfir ismini soyadı olarak aldığını işittim. Bu alçak ismi acaba niçin aldı? Böyle isimleri almaktan, korkunç aslanlardan kaçmaktan, daha çok kaçmak lazımdır. Çünkü, bu isimler ve onların sahipleri, Allahü teâlânın düşmanlarıdır. Onun Peygamberinin düşmanlarıdır. Müslümanların, [ister Hıristiyan olsun, ister Yahudi olsun, isterse kitabsız olsun bütün] kâfirleri düşman bilmesi emr olunmuştur.

Bu gibi pis isimleri, evladına koymamaları, her müslümana vaciptir. Ona söyleyiniz! Bu ismi değiştirsin! Onun yerine, müslümana yakışan bir isim koysun. Müslüman olana, müslüman ismini koyması yakışır. Allahü teâlânın sevdiği ve Onun Peygamberinin beğendiği, İslam dininde bulunmakla şereflenmiş bir kimsenin haline uygun da, ancak budur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kıyamette isimlerinizle ve babalarınızın isimleri ile çağırılacaksınız. Onun için güzel isimler alınız!) [Ebu Davud]

Dinsizlik alameti olan isimleri koymaktan kaçınmak her müslümanın vazifesidir. (1/23)

Sual: Nick name olarak prince (prens) king koymakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Kısa bir zaman için de olsa, kâfirlerin ismini koymak uygun değildir. Bu kelimeler yerine şehzade, sultan, hakan, bey, beylerbeyi gibi isimler konabilir.

Kötü isimleri değiştirmek
Sual:
İsminin anlamı çok kötü olan birisinin, nüfustan ismini değiştirmesi gerekir mi?
CEVAP
Nüfustan değiştirmek gerekmez. Ailesi ve çevresi yeni isimle çağırırsa mesele kalmaz. Zamanla herkes alışır ve daha sonra nüfus kaydından da kolayca değiştirilebilir. Hazret-i Âişe validemiz (Resulullah, çirkin isimleri değiştirirdi) buyurdu. (Tirmizi)

Asiye ve Âsıye
Sual:
Asiye ismi uygun mu? Değiştirmek gerekir mi?
CEVAP
Asiye başka, Âsıye başkadır. Asi, uygun, elverişli demektir. Âsi, isyan eden demektir. İslam harfleriyle yazılışları da farklıdır.

Asiye, Firavun’un hanımı olan Hazret-i Asiye’nin ismidir. Uygun, elverişli anlamına geldiği gibi direk, hüzünlü kadın anlamına da gelir. Âsıye ise, isyan eden anlamındadır. Bu bakımdan Asiye ismini değiştirmek gerekmez.

Sünnet olmanın dinimizdeki yeri


Sual: (Sünnet olmak bid’at olup dinde yeri yoktur) diyorlar. 1400 yıldan beri âlimiyle evliyasıyla müctehidiyle bütün Müslümanlar toptan bid’at mi işliyorlar?
CEVAP
Kim oldukları ve neye hizmet ettikleri herkesçe bilinmeyen bir kısım insanlar, her şeye bid’at diyorlar. Sanki din yeni gelmiş gibi, dinin Peygamberi yokmuş gibi, her fırsatta dinimiz ve Resulullahın vârisleri olan İslam âlimlerini sorgulamaya çalışıyorlar. Bunlar kıyamet alametidir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Kıyamet yaklaştıkça, yeniler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacaktır.) [İbni Asakir]

Müslüman, sünnet olmaya bid’at demez. Misyonerlerin böyle uyduruk sözlerine müslümanların kanması çok acıdır. Eskiden de, (gavur icadıdır) diyerek müslümanları fenne tekniğe yaklaştırmak istememişlerdi. Şimdi de her şeye bid’at diyerek, müslümanları dinlerinden uzaklaştırmak istiyorlar.

Sünnet olmak meşhur bir sünnettir. Bilmeyen müslüman yoktur. Hatta müslümanlıkta sünnet olduğunu bilmeyen kâfir bile yoktur. Gayri müslimler bile namazın, tesettürün ve sünnet olmanın İslam dininin esasları arasında olduğunu bilirler.

Sünnet olmak İslam’ın şiârındandır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Sünnet olmak, erkekler için, sünnettir.) [Taberani]

(Fıtri sünnet beştir: Sünnet olmak, kasıkları temizlemek, tırnak kesmek, koltuk altını temizlemek ve bıyıkları kısaltmak.) [Buhari]

(İbrahim aleyhisselam, 80 yaşında [sünnet emri gelince gecikmemek için] balta ile kendisini sünnet etti.) [Buhari]

(Sünnetsiz adam, 80 yaşında da olsa, Müslüman olunca yine sünnet edilir.) [Beyheki]

Resulullah, Müslüman olan erkeğe, 80 yaşında olsa bile, sünnet olmayı emrederdi. (Taberani)

Sünnet ikiye ayrılır: Sünnet-i zevaid ve sünnet-i hüda.
Sünnet-i zevaid: Resulullahın giyim, yemek, içmek, oturmak, barınmak, yatmak ve yürümekteki âdetleri bu sünnete dahildir.

Sünnet-i hüda: Ezan, ikâmet okumak, cemaat ile namaz kılmak gibidir. Bunlar, İslam dininin şiârıdır. Çocukların sünnet edilmeleri de bu sünnete dahil edilmiştir. Bu sünnete Arapça’da hıtan denilir. Sünnet olmak [hıtan], İslam’ın şiârı kabul edildiği için akıl baliğ olanları sünnet etmelidir. İmana gelen yaşlı adamın sünnet olması şart değildir. Hiç olmasa da olur diyen müctehid âlimler olmuştur. Çünkü sünnet, avret yerinin görünmesi için özür olmaz demişlerdir.

Müslüman olan yaşlı erkek ve hastalar, sünnetin acısına dayanamazlarsa, sünnet edilmezler. (Hadika)

Çocuğun sünnet olmasının belli bir yaşı yoktur. Ancak, yedi ile on iki yaş arası en iyisidir.
Sünnet olmayanlarda çeşitli hastalıklar görülür. Fransız kitapları bu hastalıkları Affection du Prepuce adı altında bildirmektedir. Bunlardan birkaçı ise tehlikelidir. Bu sebeple, Avrupa’da ve Amerika’da Hıristiyanlar sağlık sebebiyle, kendilerini ve çocuklarını sünnet ettirmektedirler. Artık tabâbet yoluyla varılan sonuç, sünneti bugün tıbbi bir zaruret haline getirmiştir. Nitekim Dr. Dubais Raymond’un; “Sünnet çiçek aşısı gibi bütün erkeklere mecbur edilmelidir” sözü de bu hususu vurgulamaktadır.

Sünnetin tarihi çok eskidir. Çünkü Peygamberlerin âdetidir. Peygamber efendimiz, sünnet olmayı fıtrat olan beş şeyden biri olarak bildirmiştir.

Müslüman ülkelerinde bütün erkek çocuklar, ergenlik çağına gelmeden önce bir düğün havası içinde sünnet olurlar. Bu bakımdan sünnet olmaya halk arasında yaygın olarak Sünnet düğünü denir.

Yüzyıllardan beri Müslümanlar çocuklarının sünnet düğünlerine ayrı bir önem verirler bunu genellikle ailede birinci mürüvvet olarak kabul ederlerdi. Sünnete karar verilince herkes durumuna göre hazırlıklara başlar. Sandıktan işlemeli yatak takımları çıkarılır, oda takımlarının yüzleri yenilenir, kaplar kalaylanır, ev halkına yeni yeni elbiseler yaptırırlardı. Çocuğun yatağı süslenir. Genellikle işlemeli bir torba içindeki yüce kitabımız Kur’an-ı kerim baş ucuna asılırdı. Durumu müsait olan aileler fakir çocukları da tespit edip, onları da sünnet ettirirlerdi. Bugün hayır kurumları, toplu sünnet düğünleriyle bu geleneği devam ettirmektedirler.

Eskiden sünnet günü çocuk giydirilir, bineceği at hazırlanır, dualarla ata bindirilirdi. Sonra evliya türbeleri ziyaret edilir, sonra alay halinde davullar çalarak sokaklar dolaşılırdı. Eve gelen çocuk, hediyeler verilmeden attan inmez, yakınları, akrabaları hediyeleri verdikten sonra, dualarla indirilip içeri alınırdı. Bugün at yerine arabalarla bu iş yapılmaktadır.

Sünnetten önce veya sonra Kur’an-ı kerim ve mevlid okunurdu. Sünnet çocuğu el öptükten sonra bazı yerlerde kirve denilen, ailenin çok sevdiği bir şahıs tarafından sıkıca tutulurdu. Mesleğinde usta, eli çabuk sünnetçi, hep bir ağızdan getirilen bayram tekbirleri arasında sünnet ediverirdi. Hemen süslü yatağa yatırılan çocuğa (Mâşaallah, bârekallah) diye, hayır dua edilirdi. Misafirlere şerbet, şekerleme ve benzeri ikramlarda bulunulurdu. Bundan sonra misafirler sırayla çocuğun yatağının yanına gelirler, hediyeler verip ayrılırlardı.

Saraylardaki, konaklardaki sünnet düğünleri dillere destan olurdu. Şehzadelerin sünnet düğünlerinden bazıları hâlâ anlatılmaktadır. Hâli vakti iyi ailelerin sünnetlerinde, kaynayan kazanlarla fakir fukara da doyardı. Misafirlerin yanında herkese açık olan sünnet düğün evi, bayram yeri gibi olurdu. Eskiden genellikle etli pilav, zerde ikram etmek âdet halindeydi. Ayrıca lokum, şerbet gibi şeyler de verilirdi.

Günümüzde eski ihtişamında olmasa bile bu güzel âdet her yerde benzeri şekilde devam etmektedir. Örf ve âdetlerine çok bağlı olan Anadolu halkı, sünnet düğünlerine aynı önemi vermektedir. Ancak bazı yerlerde bu güzel düğüne, haram karıştırıldığı, içkili ziyafetler verildiği görülmektedir. Sünnet olan böyle işlerde haramların işlenmesi daha büyük günah olur. Müslüman aileler bu işlerden uzak durmalıdır.

Gücü yetmeyen kimselerin sünnet düğünü yaptırmaları gerekmez.

Sual: Çocuğumuzun sünnet töreni için restaurant kiraladık. Orada içki içeceklerin günahı bize de olur mu? Mevlidhanlar da kadın-erkek karışık vaziyette mevlid okuyacaklar, mahzuru var mı?
CEVAP
Günah her zaman günahtır. Ama dini merasimlerde ve camilerde günah işlenmesi daha büyük günah olur.

Sual: Müslüman sünnetçi bulamazsam, çocuğu kâfir doktora sünnet ettirmem günah mı?
CEVAP
Günah değildir. İhtiyaç halinde kâfir doktora muayene ve tedavi olmak caizdir. (Hadika)

Sual:
Sünnette elektrikli havya kullanmak caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
Kâfirler de sünnet olsa, hıtan [sünnet olmak] sünnet-i hüdalıktan çıkar mı?
CEVAP
Çıkmaz.

Sual: Çocuklar sünnet edilirken tekbir getirmek caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Çocuk sünneti için, belli bir gün var mıdır?
CEVAP
Belli bir gün yoktur. Haftanın herhangi bir gününde sünnet edilebilir.

Sual: Doğuştan sünnetli olan bir çocuğu, sünnet diye bir miktar kesip kanatmak gerekir mi?
CEVAP
Hayır, gerekmez.

Sünnet günü
Sual: Çocuk sünneti için belli bir gün var mıdır?
CEVAP
Çocuk sünneti için belli bir yoktur. Her gün olabilir.

Sakat doğan çocuklar


Sual: Ana-babasının hatası, sarhoşluğu veya hastalığı sebebiyle, kör, topal, sağır, dilsiz, geri zekalı, sakat veya gayrı meşru olarak doğan bebeğin günahı nedir? Ana-babası kâfir olan ve kâfir bir ülkedeki bir çocuğun İslamı öğrenmesi çok zor olduğuna göre, bunlar çocuğun aleyhine değil midir?
CEVAP
Hakiki müslüman, Allahü teâlânın rızasından başka muradı olmayan kimsedir. Allahü teâlâ emrettiği için rızk kazanmaya çalışılır. Çalışırken ibadetlerini terk etmez ve haram işlemez. Kazanırken de, kazandığını sarf ederken de dinimize uyar. Böyle kimseye zenginlik de, fakirlik de faydalı olur. Fakat böyle olmayan kimse, Allahü teâlânın kaza ve kaderine razı olmaz. Fakir olunca az diye itiraz eder. Zengin olursa, doymaz, daha ister. Kazandığını haramlara sarf eder. Zenginliği de fakirliği de, dünyada ve ahirette felaketine sebep olur.

Körlük, topallık ve diğer sakatlıkların faydalı veya zararlı olması insandan insana değişir. Kimi, Allahü teâlânın takdirine razı olduğu için sonsuz olarak Cennet nimetlerine kavuşur, kimi de razı olmadığı için sonsuz olarak Cehennemde cezaya müstahak olabilir. Bir kimse kendisi için sakatlığın faydalı veya zararlı olduğunu bilemez.

Bir arkadaş, fakültede okurken son sınıfta kaldı. Sonra yeni arkadaşlarla tanışma mecburiyeti hasıl oldu. Bunların içinde salihlerle beraber olduğu için, kötü yolu bırakıp doğru yolu buldu. Görünüşe göre onun sınıfta kalması kötü idi. Fakat salih arkadaşlarla tanışması dünya ve ahiret saadetine sebep oldu.

Bazısı illa son model bir arabasının olmasını ister. Arabayı alıp çoluk çocuğuyla bir dereye uçabilir. Onun için illa bir şeyin olmasını değil, hayırlı olmasını istemelidir!

Çocuğun sakat olarak doğmasında kendi günahı yoktur. Eğer bunda ana-babasının kusuru varsa, günahı onlara aittir. Kör bir kimse, eğer kör olmasaydı kötü işler peşinde gezip dünya ve ahiretini mahvedebilirdi. Kimi de kör olduğu için isyan edip Yaratıcının takdirine razı olmaz, ebedi felaketine sebep olur.

Doğuştan veya sonradan kör olan bir müslüman, Cennete gider. İki hadis-i şerif meali:
(Allahü teâlâ, iki gözü olmayan müslümanı Cehenneme koymaz.) [Taberani]

(A’ma, sabrederse, Allahü teâlâ mükafat olarak ona Cenneti verir.) [Buhari]

Yalnız gözü olmayan değil, diğer sakatlıkları olan da sabrederse, ölürken, kabirde ve mahşer yerinde sıkıntı çekmeden Cennete girer. Cennette ise sakatlık yoktur. İmansız olan, sağlam da sakat da olsa, yeri sonsuz olarak Cehennemdir.

Adaletle ihsanı karıştırmamalıdır! Herkese, fazlası ile adalet yapılmıştır. Akıl-baliğ olmadan ölen kâfir çocukları Cehenneme girmez. İslamiyet’i duymadan ölen kâfirler de girmez. Bunlar, İslamiyet’i, Cenneti, Cehennemi işittikten sonra, öğrenmez, inat edip inanmazsa, o zaman azap görür.

Çevrenin etkisi
Akıl-baliğ olanlar, ana-babanın, çevrenin etkisi altında kalmaz. Eğer kalsaydı, yıllardır İslam ülkelerinde, İslam terbiyesi ile yetişen müslüman çocukları, İslam düşmanlarının yalan ve iftiralarına aldanmaz, dinsiz olmazdı. Bunlar, akıl-baliğ olunca dinden çıkıyor. Ana-babasına, gerici diyerek alay ediyorlar.

Bu acı misaller, ana-babanın verdiği terbiyenin devamlı olmadığını açıkça göstermektedir. Bunun içindir ki, bugün dinden çıkmak, bütün dünyayı saran feci bir akım halindedir. Genç, ihtiyar, bu felakete kapılmayan pek az kimse kalmıştır.

Diğer taraftan, birçok kâfirler, ilim, fen adamları müslüman oluyor. Pek az olsa da, dinini değiştirmeyenlerin bulunması, ana-baba terbiyesinin etkisinin, bazen de devamlı olduğunu gösteriyor. Bir çocuğun müslüman evladı olması, İslam terbiyesi ile yetişmesi, Allahü teâlânın bir ihsanıdır. Kâfir çocuklarına bu ihsanı yapmıyor. Fakat, kimseye ihsan yapmaya mecbur değildir. İhsan yapmamak zulüm olmaz. Mesela, bakkaldan bir kilo pirinç alsak, tam bir kilo tartması adalettir. Noksan tartarsa zulüm olur. Biraz fazla verirse ihsan olur. Bu ihsanı istemek, kimsenin hakkı değildir.

Ana babanın dine aykırı emirleri


Sual: Annem babam başımı örtmeme karşılar. İtiraz edince de anne baba hakkından bahsediyorlar, ne yapmamı tavsiye edersiniz?
CEVAP
Ana-babanın dine uygun emirleri yapılır. (İçki iç, namaz kılma, açık gez) derlerse, bu emirlerine uyulmaz. Böyle emirlere uymayan kimse, asi evlat değildir. Çocuklarını dine uygun yetiştirmeyen ana-babanın evladı üzerinde hakkı olmaz. Ana-babanızı üzmeden halletmeye çalışın. Sizin dine uymanızdan ana-babanız rahatsız olursa, bunun size bir zararı olmaz. Kim ne derse desin, tesettüre riayet edip namazınızı kılmaya çalışmanız gerekir.

Müsait vakitlerinde bu yazıları onlara okursunuz. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
([Ey aile reisleri] Kendinizi ve aile efradınızı Cehennem ateşinden koruyunuz!) [Tahrim 6]

Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Hepiniz çobansınız ve hepiniz raiyesinden [güttüklerinden, evindekilerden ve emri altındakilerden] mesuldür. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İ.Ahmed, Taberani]

Sual:
Babam, “Kızım açılmazsan hakkımı helal etmem” diyor. Ben de babamın kalbinin kırılmaması için ve bana hakkını helal etmesi için açılsam günah olur mu? Beyim de, açılmamı istiyor. “Ben de hakkımı helal etmem” diyor.
CEVAP
Dine aykırı işte hiç kimsenin sözüne uyulmaz. Ana, baba, koca ve âmir de emretse, onun sözü yerine getirilmez. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Hâlıka isyan olan işte, mahluka itaat olmaz.) [Hakim]

Yani Allah’a karşı gelinen, günah olan bir işte, mahluka yani insanların sözüne uyulmaz. Yaptırılan iş, Allah’ın rızasına uygun değilse, ana baba da, koca da söylese önemi yok, kalbi kırılmış olmaz. Bedduaları da geçerli olmaz. Ana babanın ve kocanın hatırı için günah işlenmez. Onlara ana hakkını, baba hakkını, koca hakkını veren de Allahü teâlâdır. Seni de onlara emanet etmiştir. Senin hakkın ne oluyor? Senin hakkını niye hiç gündeme getirmiyorlar? Hepimiz en önce Allahü teâlânın hakkına yani dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmeliyiz.

Sual: Babalığım Allah’a inanmıyor, Peygamber efendimize hakaret ediyor. Bunun rızasını almam gerekir mi?
CEVAP
Böyle kimse dinsiz demektir. Dinsiz babalığın, rızasını almak gerekmez. Hatta öz ana-baba da olsa, böyle dinsiz kimselerin bayramlarda falan ellerini öpmek caiz olmaz.

Sağlığında çocuklara mal bağışlamak

Sağlığında çocuklara mal bağışlamak

Sual: Ana baba, çocuklarına sağlığında mal bağışlasa, bunlara eşit vermek şart mı, ayrım yapmak günah mı?
CEVAP 
Eğer çocuklar salih ise aralarında ayrım yapmak caiz olmaz. Fasıklara salih olanlardan az vermek caizdir. Kâfir ise hiç verilmez.

Bir kimse, malının hepsini çocuğunun birine verip diğerlerine vermese caiz olur. Bu mal, çocuğun mülkü olur. Fakat babası, salih çocukları arasında ayırım yaptığı için günaha girer. (Hindiyye) 

Salih veya ilim tahsilinde olan çocuklarına daha çok mal vermek caizdir. Salâhları eşit ise, eşit vermelidir. Çocukları fasık olan kimsenin, miras bırakmayıp, salihlere, hayrata vermesi efdaldir. Böylece, günaha yardım etmemiş olur. (Fetâvâyı Bezzâziyye) 

Fasık çocuğa nafakadan fazla yardım yapmamalıdır.

Evladın günahları sevapları


Sual: Bir evladın işlediği sevapları ana-babasına da yazılıyormuş. Günahları da yazılır mı? Kabil’in işlediği günahlardan babası Âdem aleyhisselama da yazılır mı?
CEVAP
Evet evladın işlediği sevaplar, müslüman ana-babaya da yazılır. Günah işlemeyi öğreten ana-babaya evladının günahı da yazılır. İbadet öğretirse, onun sevabı da ana-babasına yazılır. Hadis-i şerifte,(Bir müslümanın evladı, ibadet edince, kazandığı sevap kadar, babasına da verilir. Bir kimse, çocuğuna günah öğretirse, bu çocuk ne kadar günah işlerse, o günahı öğreten babasına da o kadar günah yazılır) buyuruldu. (S. Ebediyye)

Günah öğretmeyen Hazret-i Âdem’e, kardeşini öldüren Kabil’in günahı yazılmaz. Peygamberler günah işlemez. Birinin günahı, başkasına yazılmaz. Hadis-i şerifte, (Hiç kimse diğerinin günahını çekmez)buyuruldu. (Hakim)

Kur’an-ı kerimde aynı manadaki âyet-i kerimelerden birinin meâli şöyle:
(Hiçbir günahkâr, diğerinin günahını çekmez.) [Enam 164]

Halkı sapıtanlar, sapıklıkta önder olanlar, kendi günahlarını yüklendikleri gibi o kimselerin günahlarını da yüklenirler. (Nahl 25-Beydavi)

Bir kimse, bir iyiliği yapmaya gücü yetmiyorsa, o iyiliğin yapılmasına sebep olursa, o iyiliği yapmış gibi sevap kazanır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Hayra delalet eden [yol gösteren, sebep olan] o hayrı yapan gibi sevaba kavuşur.) [Beyheki]

Sual:
Salih evlat yetiştiren bunun faydasını öldükten sonra da görür mü?
CEVAP
Elbette görür. Müminlerin ihlasla yaptıkları iyi işlerin sevapları kıyamete kadar onların amel defterlerine yazılır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İnsan ölünce amel defteri kapanır. Ancak şu üçü bundan müstesnadır: Sadaka-i cariye, faydalı ilim ve kendisine dua eden salih evlat bırakan.) [Buhari]

(Öldükten sonra sevabı kesilmeyen iyi işlerden biri de, salih evlat yetiştirmektir. Ana-babası öldükten sonra böyle evladın ettiği dualar, ana-babasına ulaşır.)
[Müslim]

(Şu yedi şeyi yapan, öldükten sonra da devamlı sevap kazanır:
1- [Dine uygun] ilmi bir eser yazan,
2- Bir çeşme yapan,
3- Bir su kuyusu açan,
4- Bir hurma ağacı diken,
5- Bir mescid bina eden,
6- Bir Mushaf yazan,
7- Öldükten sonra kendisine dua edecek salih bir evlat yetiştiren.)
[Beyheki, Ebu Davud]

Sual:
Büluğ çağına gelmemiş müslüman çocuğu, günah işlese, günah yazılır mı? Yahut küfre düşücü ifadeler kullansa kâfir olur mu?
CEVAP
Baliğ olmamış çocuk, daha mükellef [yükümlü] değildir. Günah yazılmaz. Küfür söz söylemekle kâfir olmaz. Anne babası günah, küfür olan şeyleri yaptırmamalıdır. Onlara günah olur. 

Sual: Evladın yaptığı iyiliklerin, kâfir olarak ölmüş ana babasına da faydası olur mu?
CEVAP
Evet, faydası olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kur’an-ı kerim okuyan kimsenin, ana babası, kâfir olsa da, azapları hafifler.) [Tenbih-ül-gafilin]

(Besmele yazılı bir kâğıdı, çiğnenmesin diye hürmetle yerden kaldıran, sıddıklardan yazılır. Ana babası kâfir de olsa, azapları hafifler.) [İ. Süyuti]

Babanın mesuliyeti


Sual: Baba, çocuğundan hangi yaşa kadar mesuldür?
CEVAP
Erkek çocuğundan akıl baliğ olana kadar, kızından ise evlenene kadar mesuldür.

Oğlunu evlendirmek
Sual:
Baba, oğlunu evlendirmeye mecbur mudur?
CEVAP
Baba, oğlunu evlendirmeye mecbur değildir. Erkek çocuk, akıl-baliğ olduktan sonra, babasının mesuliyetinden çıkar. Fakir oğlunu evlendirmek ise zengin babaya vaciptir. (Uyun-ül-besair)

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çocuğa güzel isim vermek, dinini öğretmek ve vakti gelince evlendirmek, evladın babası üzerindeki haklarındandır.) [Ebu Nuaym]

Çocuk nasıl terbiye edilir

Sual: Çocuğu nasıl terbiye etmelidir?
CEVAP
Çocuk, ana baba elinde bir emanettir. Çocukların temiz kalpleri kıymetli bir cevher olup, mum gibi, her şekli alabilir. Küçük iken, hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun mahsulü alınır. Onun için Ağaç yaşken eğilirdemişlerdir. Bunun gibi çocuk da neye meylettirilirse, oraya yönelir. Eğer hayrı âdet eder, öğrenirse hayır üzerine büyür. Çocuklara iman, Kur’an ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünya saadetine ererler. Bu saadete ana-baba ve hocaları da ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her kötülüğün günahı, ana-baba ve hocasına da verilir.

Müslüman, emri altında bulunanlardan mesuldür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) [Müslim]

(Çocuklarına Kur’an-ı kerim öğretenlere veya Kur’an-ı kerim hocasına gönderenlere, öğretilen Kur’anın her harfi için, on kere Kâbe-i muazzama ziyareti sevabı verilir ve kıyamette, başına devlet tâcı konur. Bütün insanlar görüp imrenir.)
[S.Ebediyye]

(Çok müslüman evladı, babaları yüzünden Veyl ismindeki Cehenneme gidecektir. Çünkü bunların babaları, yalnız para kazanmak ve keyf sürmek hırsına düşüp ve yalnız dünya işleri arkasında koşup, evlatlarına Müslümanlığı ve Kur’an-ı kerimi öğretmediler. Ben böyle babalardan uzağım. Onlar da benden uzaktır. Çocuklarına dinlerini öğretmeyenler Cehenneme gidecektir.)
[S.Ebediyye]

Kendinin yapması haram olan şeyi çocuğa yaptıran kimse, haram işlemiş olur. Çocuklarına içki içiren, kumara alıştıran, müstehcen neşriyatı okumasına sebep olan, yalancılık, hırsızlık gibi kötü huylara alıştıran, kıbleye karşı ayak uzatmasına sebep olan kimse, günah işlemiş olur. Dinimizin temeli, imanı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir. Gençlere bunlar öğretilmediği zaman, İslamiyet yıkılır, yok olur. Allahü teâlâ, Müslümanlara Emr-i maruf yapmayı emrediyor. Yani, benim emirlerimi, bildiriniz, öğretiniz buyuruyor. Nehy-i münker yapmayı da emrederek, yasak ettiğini bildirdiği haramların yapılmasına razı olmamamızı istiyor.

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Kendinizi ve aile efradınızı Cehennem ateşinden koruyun!) [Tahrim 6]
Kur’an-ı kerimde, nefslerimizi ve aile efradımızı, yakıtı insan ve taş olan Cehennem ateşinden korumamız emredilmektedir. Elli-yüz senelik kısa bir hayat için evladımızı dünya felaketlerinden korumaya çalıştığımız gibi, ebedi felakete düçâr olmaması için ahiretini de korumamız lazımdır. Bir babanın, evladını Cehennem ateşinden koruması, dünya ateşinden korumasından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da, imanı ve farzları ve haramları öğretmekle ve ibadete alıştırmakla ve kötü arkadaşlardan ve zararlı neşriyattan korumakla olur.

Bütün fenalıkların başı, kötü arkadaştır. Kötü arkadaşları, onun, küstah, yalancı, hırsız, ve saygısız olmasına sebep olabilir. Senelerce de bu kötü huylardan kurtulamaz.

Ne zaman çocukta iyi bir hareket görülürse, onu takdir etmeli, mükafatlandırmalıdır! İnsanların yanında bazen onu övmelidir.Amcası benim çocuğum böyle yaptı diyerek iyiye teşvik etmelidir. Bir kabahat işler veya kötü bir söz söylerse birkaç defa görmezden gelmeli, (onu yapma) dememeli, azarlamamalıdır. Sık sık azarlanan çocuk, cesaretlenir, gizli yaptıklarını açıktan yapmaya başlar. Yaptığı kötü işlerin zararı, kendisine tatlı dil ile anlatılmalı, ikaz edilmelidir! Yapılan iş, dine aykırı ise işin zararı, fenalığı ve neticesi anlatılarak, o kötü işe mani olmalıdır.

Baba, baba olduğunu, büyük olduğunu hissettirmelidir! Anne, çocuğu babası ile korkutmalıdır!

Her gün bir müddet oynamasına izin vermelidir ki, çocuk sıkılmasın. Sıkılmak ve üzülmekten kötü huy hasıl olur ve kalbi körleşir. Hiç kimseden para istemesine müsaade etmemeli, fazla konuşmamasını, büyüklere saygıyı öğretmelidir. İyi insanların güzel hallerini anlatıp, onlar gibi olmaya, kötü insanların kötülüklerini anlatıp, onlar gibi olmamaya dikkat etmesi öğretilmelidir.

Çocuğa her istediğini almak ve lüks içinde yaşatmak uygun değildir. Büyüyünce de her istediğini ele geçirmeye çalışır; fakat bunda muvaffak olamayınca sükutu hayale uğrar, isyankâr olur. Kendimiz helal yediğimiz gibi çocuklarımıza da helal yedirmeliyiz. Haramla beslenen çocuğun bedeni, necasetle yoğrulmuş çamur gibi olur. Böyle çocuklar da pisliğe, kötülüğe meylederler.

Çocuğa, israf etmemesini, kanaatkâr olmasını öğretmelidir. Bazen de yavan ekmek yemeye alıştırmalıdır. Kötü yerlere gitmesine mani olmalıdır! Çocuk kötülerin yanında ahlaksız, yalancı ve hayasız olur.

Baba, ne devamlı asık suratlı durmalı, ne de çocukla fazla yüz göz olmalı, konuşmasının heybetini korumalıdır. Çocuğa babasının malı ile, rütbesi ile övünmemesi tembih edilmelidir! Tevazu sahibi ve kibar olması öğretilmelidir! Başkalarından bir şey almanın zillet olduğu, veren elin alan elden üstünlüğü bildirilmelidir! Cimriliğin çirkinliği öğretilmelidir!

Başkalarının yanında edepli oturması, ayak ayak üstüne atmaması, lâubâli hareketlerden uzak durması telkin edilmelidir!

Fazla konuşmaktan çocuğu men etmelidir! Fazla konuşmanın hayasızlığa yol açtığı, çenesi düşüklüğün kötülüğü belirtilmelidir! Çocuk nasıl olsa konuşmasını öğrenecektir. Maksat, ona icap edince susmasını ve büyüklerin sözünü dinlemesini öğretmektir.

Doğru da olsa, çokça yemin etmesine izin vermemelidir! Vara yoğa yemin, kötü bir alışkanlıktır. Büyüklere hürmetin, yerini onlara vermenin ve herkesle iyi geçinmenin önemi anlatılmalıdır.

Çocuğu daha küçükken namaza alıştırmalıdır. Büyüyünce namaz kılması zor gelebilir. Başkasının malını çalmayı, haram yemeyi, yalan söylemeyi gözünde çirkin gösterecek şekilde anlatmalıdır! Böyle yetiştirip büluğa erince, bu edeplerin inceliklerini ona söylemelidir.

Her işi âdet olarak yapmaması, niyetle, şuurla yapmasının lüzumu anlatılmalıdır. Mesela, yemekten maksat, kulun Rabbine ibadet etmesi, insanlara, vatanına, milletine faydalı hizmetlerde bulunması, insanların saadeti için çalışması olduğu öğretilmelidir. Dünyadan maksadın, ahiret için azık toplamak olduğu, zira dünyanın kimseye kalmadığı, ölümün çabuk ve ansızın gelebileceği anlatılmalı, (Ne mutlu o kimseye ki, dünyada iken ahiret azığı elde eder, Cennete ve Allahü teâlâya kavuşur) demelidir. Küçük yaşında böyle terbiye edilirse, taş üzerine yazılan yazı gibi olur ve kolay kolay silinmez.

Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Bütün çocuklar, Müslümanlığa elverişli olarak dünyaya gelir. Daha sonra bunları, ana-babaları hıristiyan, yahudi ve dinsiz yapar.) [Taberani]

Hadis-i şerifte Müslümanlığın yerleştirilmesinde ve yok edilmesinde en mühim işin, çocuklukta ve gençlikte olduğu bildirilmektedir. O halde, her müslümanın birinci vazifesi, evladına İslamiyet’i ve Kur’an-ı kerimi öğretmektir. Evlat nimetinin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için (Pedagogie), yani çocuk terbiyesi, çok kıymetli bir ilimdir.

İslam dinine karşı olanlar, bu mühim noktayı anladıkları içindir ki, (Gençliğin ele alınması birinci hedefimizdir. Çocukları dinsiz olarak yetiştirmeliyiz) diyorlar. İslamiyet’i yok etmek ve Allah’ın emirlerinin öğretilmesini ve yaptırılmasını engellemek için, (Gençlerin kafalarını yormamalıdır. Din bilgilerini büyüyünce kendileri öğrenirler) diyorlar.

Bugün, bütün hıristiyan ülkelerinde, bir çocuk dünyaya gelince, buna bozuk dinlerinin icaplarını yapıyorlar. Her yaştaki insanlara, hıristiyanlığı titizlikle aşılıyorlar. Müslümanların imanlarını, dinlerini çalmak ve yok etmek ve onları da, hıristiyan yapmak için, İslam ülkelerine paket paket kitap, broşür ve kaset gönderiyorlar.

O halde, müslümanlar din cahillerinin hilelerine, yalanlarına aldanmamalı, çocuklarımıza sahip olmalıyız. Onlara sahip olmak da, dinimizin emirlerine uygun olarak yetiştirmekle olur. Ahlakı değiştirmek mümkün olduğu için Peygamber efendimiz, (Ahlakınızı güzelleştirin)buyurdu. Zaten din, güzel ahlak demektir. Şu halde dinin emrine uyup yasak ettiğinden kaçan, huyunu değiştirip güzel ahlaklı olur. Güzel ahlaklı olan da iki cihanda rahat olur.

En vahşi hayvan bile terbiye ile ehlileştiriliyor. Hiçbir zaman elma çekirdeğinden portakal olmaz. Fakat elma fidanını büyüterek, lüzumlu aşı ve kültürel tedbirlerle kaliteli elma veren bir ağaç olarak yetiştirmek mümkündür. Bunun gibi insan tabiatında bulunan bazı arzular yok edilemez, fakat terbiye edilebilir.

Terbiyede dayak atılmaz
1-
Çocuğu dövmek ahlakının bozulmasına, hırçınlaşmasına sebep olur.

2-
Dayakla büyüyen çocuk esnek olmaz.

3-
Dövülmek, çocukta ana-babaya karşı kızgınlığa yol açar. Çocuk kendi yaptığının kötü bir şey olduğunu düşünmez, kendini suçlu görmez, kendini döveni suçlar.

4-
Dövülen çocuk, kızdığı zaman, o da şiddete baş vurur, bir başkasını döver. Böylece dayak, saldırganlığa sebep olur.

5-
Sözden anlayacak yaştaki çocuğa dayak atılmaz. Sözden anlamayan çocuğuna hafifçe vurmak yeter. Başa, yüze tokat atmak, sopa ile dövmek çok zararlıdır. Bu ancak işkenceciye yaraşır.

Çoluk çocuğu terbiye etmek için dövmek doğru değildir. Ancak yanlış bir iş yapınca, cezalanabileceği hissini vermek gerekir. Peygamber efendimiz, ev halkının dövülmemesini emrettiği halde, terbiye edilmeleri için cezalanacakları, dövülecekleri hissini taşımaları gerektiğini bildirmiştir. Bu husustaki hadis-i şeriflerden biri şöyle:
(Ev halkınızı terbiye için bastonunuzu onların göreceği yere asın!) [Taberani]

Çocuklarımızı nasıl terbiye etmeli
Sual:
Çocuklarımızı nasıl terbiye etmeli, terbiyede esas olanlar nedir?
CEVAP
Terbiyede, bunu yap, şunu yapma demek yerine, örnek olmak gerekir. Bunun için, Lisan-ı hâl, lisan-ı kalden entaktır denmiştir. Yani insanın hâl ve hareketi, sözünden daha etkilidir.

Bir örnek:
Bir ticaret kervanı gelip, gece Medine’nin dışına kondu. Yorgunluktan uyudular. Halife Hazret-i Ömer, bunları görünce, Abdurrahman bin Avf’a, (Bu gece bir kervan gelmiş. Hepsi kâfirdir. Ama bize sığınmıştır. Eşyaları çok ve kıymetlidir. Yabancılar, yolcular bunları soyabilir. Gel, bunları koruyalım) dedi. Sabaha kadar bekleyip, sabah namazında camiye gittiler. Kervandaki bir genç uyumayıp, bunları takip etti. Soruşturdu, bu iki kişiden birinin Halife olduğunu öğrenince, gelip, arkadaşlarına anlattı. Halifenin bu hareketinden, İslamiyet’in hak din olduğunu anlayıp, hepsi müslüman oldu.

Baba, sigara içiyor, kumar oynuyorsa, çocuğuna bunları yapma demesi o kadar etkili olmaz. Bunlar kötü olsa babam yapmaz der. İyi şeyler, fedakârlıklar yapılırsa, örnek teşkil eder. Çocuğa iyilik yapmanın faydası anlatılmalı. Böylece çocuk bencil olmaktan kurtulur. Bencil yetişenler kendilerini topluma uyduramaz, hatta örf, âdet ve kanun tanımaz olur.

Terbiyede esas olanlar:
Zeka:
Çocuk, ilk gördüğü eşyayı tetkik etme, kurcalama ve sorup öğrenmeye heveslidir. Onun için çocuklara hep iyi ve güzel şeyler gösterilmeli ve soruları doğru cevaplandırılmalı. Böyle çocuğun düşünme kabiliyeti gelişmiş olur. [3-6 yaş arası buna çok dikkat etmeli. Bu zaman dilimi, beyin ve zeka gelişmesi için en önemli devredir.]

Ruh:
Hassas ve alıngan çocuklara acı da olsa gerçekleri görmesi ve tahammül edebilmesi öğretilmelidir. Katı ruhlu çocuklar ise onu duygulandıracak, örnekler vererek, hassas olmasına çalışılmalı.

İrade:
Güçlü iradeye sahip olmasına çalışılmalı. Zayıf iradeli çocukları biraz serbest bırakıp kendine olan güvenini arttırmalı. İradesi kuvvetli çocuklarda ise terbiye daha sert olmalı. Ancak yine sevgi ve anlayış göstermek şarttır.

Terbiyede şunlar önemlidir:

Din: Allahü teâlânın iyi, çalışkan ve dürüstleri sevdiğini, onları Cennete koyacağını, kötüleri sevmediğini ve bunları da Cehennemde cezalandıracağını öğretmeli.

Sevgi:
Terbiyede sevgi gibi, ciddiyet de çok önemlidir. Ana babanın geçimsizliği, hele ayrılığı çocuk ruhunda fırtınalar koparır.

Ceza ve mükafat:
Bunu yaparsan, şunu vermeyiz, sokağa çıkarmayız gibi bazı cezalar uygun ise de, kesinlikle dayak atılmamalı. Ceza kalb kırıcı olmamalı, kimsenin önünde de yapılmamalı. Yerinde yaşına göre oyuncak veya bisiklet almak gibi mükafat verilmeli. “Bu bisikleti Kuran-ı kerimi hatmettiğim için babam bana aldı” diyebilmeli.

Oyunlar: Yaşına uygun olarak, çeşitli sporlar bedenin ve zekanın gelişimini sağlar.

Çevre:
Hadis-i şerifte, (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir)buyuruldu. İyi çevre ve iyi arkadaş edinmelidir.

En değerli yatırım
Sual:
Çocuklar evde tutturdular ki bize her hafta dergi alın. Biz de bir bakalım dedik, araştırmak için. Çünkü korkuyoruz, yanlış bir şey okuturuz diye, zira onlar bizim her şeyimizdir. Bize tavsiye edeceğiniz bir yayın var mı?
CEVAP
Gayretiniz için sizi tebrik ederiz. Çünkü bugün insanların en çok konuştuğu konulardan biri ekonomidir. Birçok sohbetin konusu, arsa, borsa, euro, dolar, altın, hisse senedi, devlet tahvilleri vs. İnsanlar; en değerli yatırım aracı hangisi ise, haklı olarak ona yönelmek istiyor. Bu normaldir, yadırganacak tarafı yoktur.

Unutmamalı ki bu yatırımlardan çok daha önemli bir yatırım daha var. O da çocuğa yapılan yatırım, insana yapılan yatırımdır. Dünyanın en zor işi insan yetiştirmektir. Bir insanın yetişmesinde birçok unsur rol alır. Bunlar içinde en önemlileri; aile, çevre, okul ve medyadır.

Dünyadaki bütün ülkeler, kendi çocuklarının ve gençlerinin dürüst, çalışkan, güzel ahlaklı, başarılı, kültürlü, topluma faydalı, vatansever, eğitimli ve kendi öz değerlerine saygılı insanlar olarak yetişmesini ister. Bunun için çaba harcar. Bunu başaran ülkelerin, diğer sıkıntıları daha kolay ve daha çabuk çözülür. Çünkü, her şeyin başı insandır. İnsanın iyi yetişmesi için hiçbir masraftan ve güçlükten kaçınmayanlar, başarının ve medeniyetin zirvesine yükseldiler. Osmanlı böyle yaptı. Amerika ve Avrupa şimdi [Osmanlıyı taklit ederek] böyle yapıyor.

Ülkemiz, yukarıda bahsedilen bir insanın yetişmesinde en önemli rolü üstlenen kurumlar konusunda yetersizdir. Çocuklarımız, hâlâ kalabalık sınıflarda, laboratuarsız, bilgisayarsız ortamlarda ders görüyor.

Büyük şehirler başta olmak üzere, çevremiz de pek tekin değil. Yani, dışarısı tehlikelerle dolu.

Görüntülü ve yazılı medyanın büyük bir bölümü şiddet ve cinsel konulara ağırlık veriyor…İnsanın edep duygularını zedelediği ve çeşitli kötülükleri cazip hâle getirdiği için izlenmesi, okunması sakıncalı bir sürü yayın var.

Geriye ne kaldı… Bir tek aile…
Bütün ebeveynlerin biricik derdi, çocukların iyi bir şekilde yetiştirmektir. Bu konuda kendi gayretleri yeterli değil. Çocukları, kötü arkadaşların, görüntülü ve yazılı medyanın zararlarından korumak lazım.

Evet, size de tavsiye edeceğimiz, bu konuda yıllardır yüzümüzü ağartan bir yayın var. Biz ona “En iyi arkadaş” diyoruz. İyi ki var. Çocuklarımızı, birer hanımefendi birer beyefendi olarak yetiştirmek için gayret sarf ediyor. Onlara vatan-millet-bayrak sevgisini, ecdada saygıyı, kendi kültürüne ve değerlerine sahip çıkmayı öğretiyor.

Onlara çalışkan, sabırlı, kibar ve zarif olmayı, başarılı olmanın yollarını öğretiyor, anne babaya saygıyı öğretiyor. Okuma alışkanlığı kazandırıyor. Onları eğlendirirken, çok değerli bilgiler veriyor. Zekalarının gelişmesi için özel bulmacalar, zeka oyunları hazırlıyor. Sözün kısası, ebeveynlerin özledikleri çocuk modelini Türkiye Çocuk Dergisi yetiştirmeye çalışıyor. Bu konuda anne babaların yükünü oldukça hafifletiyor. Çocuğunun iyi yetişmesini isteyen; onu mutlakaTürkiye Çocuk Dergisi ile tanıştırmalıdır.
[Web adresi: http://www.turkiyecocuk.com.tr]

Tek başına bir çocuğu yetiştirmek de mümkün değildir. İyi bir çevreye gitmeli, iyi insanlarla komşuluk etmelidir. Türkiye Gazetesi yayınları, Türkiye Çocuk gibi faydalı eserler okumalı ve okutmalıdır.

Her şeyi, zıddı kırar. Kötü huyları, iyi huylar yok eder. Bu bakımdan kendini zorla da olsa iyi işler yapmaya alıştırmalı, onları âdet haline getirmelidir. Çocuk, işleri ve ahlakı iyi olan insanlarla arkadaşlık ettirilirse, güzel huylar kendiliğinden onun tabiatı olur. Bu esaslar dahilinde çocuklar yetiştirilirse dünya ve ahiret saadeti elde edilir.

Kıyamet günü, ana baba, çocuğuna öğretmesi gereken ilimlerden mesul olacak, vazifesini yapmamış ise, yahut kusur etmiş ise cezaya çaptırılacaktır. Çocuklarını İslam terbiyesi üzerine yetiştirmeyenler, dünya ve ahiret felaketine maruz kalacaklardır. Ne mutlu çocuğunu İslam ahlakı ile yetiştirenlere…

Huy değişir mi?
Sual:
Can çıkar, huy çıkmaz deniyor, kötü huy değişmez mi?
CEVAP
Can çıkar, huy çıkmaz sözü, gazap, şehvet gibi insanın fıtratında olan şeylerin tamamen yok edilemeyeceğini bildirmek için söylenmiştir. Terbiye etmek başka, yok etmek başkadır. Nasihat ile insan terbiye edilebilir. Onun için Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Nasihat et, nasihat müminlere elbette fayda verir.) [Zariyat 55]

Huyu değiştirmek mümkün olduğu için, çocuk terbiyesi hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Çocuğu güzel terbiye, evladın babasındaki haklarındandır.)[Beyheki]
(Evladınıza ikram edin, onları edepli, terbiyeli yetiştirin!) [İbni Mace]
(Çocuğu terbiye etmek, tonlarla sadakadan daha sevaptır.)[Tirmizi]

Çocuk terbiyesinin önemi
Genç bir yazarın bizzat uyguladığı çocuk terbiyesi ile ilgili hususların özeti şöyledir:

* Çocuğa dert ve sıkıntılar söylenmemeli, neşe ve sevincimizi anlatabiliriz.

* Çocuğu aileden birisi azarlarsa, diğeri ona arka çıkmamalı.

* Onun yanında hep güler yüzlü olmaya çalışmalı. Üzüntülü isek çocuk hemen etkilenir.

* Onu başkalarının yanında azarlamamalı.

* Kusurlarını kabul etmesi öğretilmeli. Kusurlarını bilip yapmamaya çalışması hayatta başarılı olmasına sebep olur.

* Çocuğu yalancılıkla suçlamamalı.

* Kardeşler arasında ayırım yapmamalı.

* Kibrin kötülüğü anlatılıp kibirlenmesi önlenmeli.

* Çocuğun yanlışları olur. Hemen cezalandırmamalı. Yanlışı izah edilmeli, zararı anlatılmalı.

* ”Sen adam olmazsın”, ”Senden köy kasaba olmaz’ gibi suçlamalardan kaçmalı. Bunlar, çocuğun kendine güvenini azaltır, kişilik sahibi olmasını engeller.

* Çocuk büyükleri taklit eder. Bunun için onlara iyi örnek olmalı.

* Çocuğun sevilmeye, oynamaya sohbete ihtiyacı vardır. Çocuk kendisine soğuk, sert, kaba ve kırıcı davranan büyüklerinin kendisini sevmediğini zannedip bunalıma girer. Bu sebeple onlara şefkatli, güler yüzlü davranmalı.

* Çocuğa nasihat vermek yerine bizzat uygulamalı iş yaptırmak daha uygun olur. Mesela yemekten önce ellerini yıka diye yüz defa demektense, birkaç defa, hadi ellerimizi yıkayalım diyerek birlikte yapmaya çalışmak daha etkili olur.

* Ona verilen işi takip etmeli, yapıp yapmadığını kontrol etmeli ki, takip edildiğini bilsin.

* Çocuğun yapmayacağı bilinen şeyleri söylememeli. Yapacağı şeyleri de artık yapmaz.

* Evliya menkıbelerinin, çocuğun zekasının gelişmesinde ve onlardan alacağı derste rolü büyüktür. Bunlar hassas şekilde seçilip anlatmalı.

* Yerine getiremeyeceğimiz sözü vermemeliyiz. Bunlar söz verir yapmaz dedirtmemeli.

(Kişinin dini arkadaşının dini gibi olur) hadis-i şerifi esas alınmalı, iyi arkadaş edinmesi sağlanmalı.

* (Çocuktan al haberi) sözünü unutmamalı, sırlarımızı çocuğa duyurmamalı.

* Çocuğa karşı ne kadar sabırlı ve anlayışlı olursak o kadar başarılı oluruz.

* Sözlerine önem verilmeyen veya sürekli eleştirilen çocuk; suskun, içine kapanık, güvensiz, huysuz ve saldırgan olur.

* Onun yanında başkaları kötülenmemeli.

* Hep şiddet kullanılarak çocuğu yönlendirmeye çalışan ana baba; çocuğun korku içinde asabi ve saldırgan olmasına, kendi problemlerini şiddet yoluyla çözmeye çalışmasına sebep olur.

* Çocuğun yüzüne ve başına kesinlikle vurmamalı.

* Çocuğa söylenecek sözden çok ne zaman ve nasıl söylediğiniz önemlidir.

* İyi iş ve davranışları ödüllendirilmeli, kötülerinin ise zararı tatlı dille anlatılmalı.

* Tenkit gibi aşırı takdir de uygun değildir. Aşırı sevgi ve takdir, çocuğu şımartabilir.

* Çocuğu suçlamak, lakap takmak, alay etmek, tehdit etmek uygun değildir. Git gel gibi emir yerine gider misin, gelir misin gibi ifadeler kullanmalı.

* Çocuk edepli konuşmalı. “Lütfen, teşekkür ederim, özür dilerim, peki efendim” gibi kelimeler kullanmasını öğretmeli.

* Hatalı olunca hatamızı kabul edip özür dilememiz, onun da hatası olursa özür dilemeyi öğrenmesine yol açar.

Çocuklara dini sevdirmek
Sual:
Küçük çocuklara dinimizi nasıl sevdirebilir, nasıl terbiye edebiliriz?
CEVAP
Bunu yap, şunu yapma demek yerine, örnek olmak gerekir. Lisan-ı hâl, lisan-ı kalden entaktır. Yani insanın hâl ve hareketi, sözünden daha etkili olur. Kendimiz, hal ve hareketlerimizle güzel örnek olursak, yarı yarıya bu işi başarmış sayılırız. Daha sonra, Peygamber efendimizin, Eshab-ı kiramın, din büyüklerinin, Evliyânın sevgisini aşılamalıdır. Bu sevgi verilirse, onların ismini söyleyerek Allahü teâlâyı anlatmak, dinimizin emir ve yasaklarına alıştırmak kolay olur. İnsan, sevdiğine benzemek ister; insan, sevdiğinin sözlerine uyar. Büyükler, talebelerine, önce namazdan, oruçtan, haramlardan bahsetmezlerdi. Mesela, İmam-ı Rabbani hazretlerini, kendi hocalarını anlatırlar, bu büyükleri sevdirirlerdi. Ondan sonra, bunlar; karada, denizde, havada yani her yerde namazı, dinimin emir ve yasaklarını düşünürlerdi. Büyüklerin sevgisi, her derde ilaç gibidir. Onların sevgisi ve bereketi ile dinimize uymak çok kolay olur.

Allah sevmez demek
Sual:
Çocukları terbiye ederken, hırsızlık edeni Allah taş eder, yalan söyleyeni Cehennemde yakar gibi sözler söylemek uygun mudur? Yahut bunun tersini mi söylemek gerekir? Mesela hırsızlık etmeyeni, yalan söylemeyeni Allah sever mi demek gerekir?
CEVAP
Hırsızlık edeni taş eder denirse, o da hırsızları görünce bunlar niye taş olmadı diye düşünerek ana babasına itimadı kalmayabilir. Hem Allahü teâlâ, gerçekte de kötülük edenleri taş etmiyor. Hep şunu yapmazsan Allah seni sevmez diye devamlı söylenirse, bu sefer de, sevmezse sevmesin diyebilir. İyilik edenlerin Cennete, kötülük edenlerin Cehenneme gideceğini uygun bir dil ile anlatmak gerekir. Her yanlış hareketine Allah seni şöyle yapar demek uygun olmaz. İyilik edince ödüllendirmeli, kötülüklerin ise, bazısını görmemeli. Kötülüğü de uygun şekilde cezalandırmalı.

Esas olan sevgidir
Sual:
Çocuklarımıza öncelikle neleri tavsiye etmeliyiz?
CEVAP
Gençler önce Ehl-i sünnet âlimlerinin, Evliyaların, Silsile-i aliyye büyüklerinin hayatlarını okumalı veya okutmalı. O mübarek zatları tanımalı, sevmeli.

Esas olan emir değil, sevgidir. Yani içinde sevgi olmayana, bunu yap, şunu yapma demek, fayda getirmez. İnsan büyük zatları sevince, ister istemez dinimize uyar, emir ve yasakları yerine getirir. Büyüklerin sevgisiyle hâsıl olan sevgi, kalıcı sevgidir. Kalbe nakşetmek gibidir.

Çocuk terbiyesinde ilk şart


Sual: İki çocuğumuz var. Biri kız biri erkek. Ergenlik çağına girdiler. Ancak son bir iki senedir çok değiştiler, asabi oldular, nasihat kabul etmiyorlar, karşılık vermeye, bizi azarlamaya bile başladılar. Bunun üzerine beyimle beraber çocuk eğitimi kitaplarını okuduk, bunlar ergenlik çağında normalmiş, sevgi ve şefkatle yaklaşmalı, onlarla arkadaş olmalı imiş. Bunu da denedik ancak değişen bir şey yok. Sizin bir tavsiyeniz var mı?
CEVAP
Teşhis doğru yapılmazsa tedavi de hem yanlış olur hem de netice vermez. Bir çocuk akıl baliğ olunca yani ergenlik çağına gelince mükellef olur, yani dinimizin emir ve yasaklarına muhatap olur. İmanın şartlarını yani Amentü’yü manasıyla beraber bilip söylemesi, İslam’ın beş şartına inanması, gereğini yapması farz olur. Gusletmesi, abdest alması, namaz kılması farz olur. Anne babalar ve gençler buna dikkat etmezse, hem günaha girdikleri gibi hem de huzur yüzü görmezler.

Ergenlik çağındaki gençlerde problemlerin ana sebebi, belki imanlarının olmayışı, varsa gusletmemeleri ve namaz kılmamalarıdır. Çocuk akıl baliğ olunca bunları bilmezse, inanmazsa, beğenmezse mürted olur. Buna sebep olan anne baba da mürted olur.

Yeni müslüman olanın veya akıl-baliğ olan çocuğun, önce Kelime-i şehadet söylemesi ve bunun manasını öğrenip, inanması gerekir. Bundan sonra, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılı olan itikad, yani iman edilmesi gereken bilgileri öğrenip, bunlara inanması gerekir.

Sonra Ehl-i sünnetin dört mezhebinden birinin kitaplarında yazılı olan fıkıh bilgilerini, yani İslam’ın beş şartını ve helal, haram olan şeyleri öğrenmesi ve bunlara inanması ve uygun yaşaması gerekir. Bunları öğrenmek ve uymak gerektiğine inanmayan, önem vermeyen mürted olur. Yani kelime-i şehadet getirerek müslüman olduktan sonra, tekrar kâfir olur.

Nikahlı müslüman bir kız, baliga olduğu zaman, Müslümanlığı bilmezse, nikahı bozulur. Yani mürted olur. Allahü teâlânın sıfatlarını ona bildirmelidir. O da, tekrar etmeli ve (bunlara inandım) demelidir.(Dürr-ül-muhtar)

İbni Abidin hazretleri bunu açıklarken diyor ki:
Kız küçük iken, ana-babasına tâbi olarak müslümandır. Baliga olunca, ana babasının dinine tâbi olması devam etmez. İslamiyet’i bilmeyerek baliga olunca, mürted olur. İman edilecek şeyleri işitip de, inanmamış kimse, kelime-i tevhid söylese, yani (La ilahe illallah Muhammedün resulullah) dese, müslüman olmaz. Amentü’de bulunan altı esasa inanan ve (Allahü teâlânın emirlerinin ve yasaklarının hepsini kabul ettim, beğendim) diyen kimse müslüman olur.

Her müslüman, çocuklarına Amentü’yü ezberletmeli, manasını iyice öğretmelidir! Çocuk bu altı esası öğrenmez ve inandığını söylemezse, baliğ olduğu zaman müslüman olmaz, mürted olur.
Sadece Allah’a inandım demek kâfi değildir. Amentü’de bildirilen altı esastan birini, mesela kaderi inkâr eden, kâfir olur, bütün iyi amelleri yok olur. (Redd-ül Muhtar)

Amentü şöyledir:
Âmentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba’sü ba’del mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü.
[Yani, Allah’a, meleklerine, gönderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah’ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.]

Her müslümanın birinci vazifesi, evladına İslamiyet’i ve Kur’an-ı kerimi öğretmektir. Evlat nimetinin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için Pedagoji [çocuk terbiyesi] dinimizde çok kıymetli bir ilimdir. İslam dinine karşı olanlar, bu önemli noktayı anladıkları içindir ki, “Birinci hedefimiz, gençliğin ele alınması ve onların dinsiz olarak yetiştirilmesidir” diyorlar.

Çocuk sevgisi


Sual: Ana-babanın, büyük de olsa, oğlunu, kızını ve torununu öpmesi caiz mi?
CEVAP
Büyük-küçük çocuklarımıza sevgi ve şefkat göstermek, sevip öpmek sünnettir. Resulullah efendimiz, evine gelen küçük çocukları sevip başlarını okşar, evin içinde oynamalarına da izin verirdi. Enes bin Malik hazretleri anlatır:
Resulullah, çocuklara karşı da insanların en şefkatlisi idi. Oğlu İbrahim’in süt annesi, Medine’nin bir kenarında otururdu. Kadının kocası demirci idi. Resulullah ile bu eve sık sık giderdik. Varınca demircinin dumanla dolmuş evine girer, çocuğu kucaklar, öper ve bir müddet sonra dönerdi. Bir torunu ve kendi oğlu İbrahim ölünce de ağlamış, (Şefkatimden ağlıyorum. Allahü teâlâ ancak merhametli olana rahmet eder) buyurmuştur.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Çocuklarınızı çok öpün, her öpüşte Cennetteki dereceniz yükselir.) [Buhari]
(Çocuk kokusu Cennet kokusudur.) [Taberani]

(Çocuk dünyada nur, ahirette sürurdur.)
[Şir’a]
(Çocukları sevip okşayın, onlar gönül meyvesi, göz nurudur.)[Ebu Ya’la]
(Çocuklarımız ciğerpârelerimizdir.) [B.Arifin)]

(Çocuk sevgisi, Cehennem ateşine karşı perdedir. Çocuklara iyilik etmek, Sıratı geçmeye sebeptir. Onlarla beraber yiyip içmek, Cehennemden kurtuluştur.) [Şir’a]

(Cennetteki “Sevinç sarayı”na, ancak çocukları sevindirenler girer.)
[İ.Adiy]

(Evladınıza ikram edin, nasıl ana-babanızın sizde hakkı varsa, evladınızın da sizde hakkı vardır.)
[Taberani]

(Çocuğuna iyilik etmek için yardımcı olan babaya Allah rahmet etsin!)
[İ Hibban]
(La ilahe illallah diyene kadar çocuğu terbiye eden, hesaba çekilmez.) [Taberani]
(Çocuksuz bir evin bereketi olmaz.)
[Ebuşşeyh]

Bir bedevi, (Ya Resulallah, siz çocukları sevip öpüyorsunuz. Biz hiç öpmeyiz) dediği zaman, ona, (Şefkat ve merhamet duygusu olmayana ne diyeyim?) buyurdu. (Buhari)

Ahnef bin Kays hazretlerinin bir babaya nasihati şöyle:
(Çocuklar gönlümüzün meyvesi, sırtımızın dayanağıdır. Bizler, onların ayağı altında yumuşak yer, başları üstünde gölge olur ve onlar için her müşkülata katlanırız. Ne isterlerse verir, öfkelenirlerse hiddetlerini teskine çalışırız. Sana olan sevgileri, seni memnun etsin. Sıkıntı verme ki, senden uzaklaşmasınlar veya senden usanıp ölümünü istemesinler!)

Bir göreve tayin edilen bir zat, Hazret-i Ömer’in çocuğunu öptüğünü görünce der ki:
– Benim birkaç çocuğum var, ama hiçbirini öpmem.
Hazret-i Ömer ise buyurur ki:
– Senin küçüklere şefkatin yokmuş, büyüklere nasıl merhamet edersin? Sana verdiğim görevi geri alıyorum.

Ebu Seleme anlatır:
Çocukken sofradaki yemeği herkesten önce yemeye çalışırdım. Yine aynı şeyi yapınca, Resulullah nazikçe, Besmele çekilmesini, sağ eli ile önünden yenilmesini söyledi.

Torun sevgisi
Torun sevgisi, evlat sevgisinden daha ileridir. Resulullah efendimiz, namaz kıldırırken secdede, torunu Hazret-i Hasan, mübarek omzuna çıkıp oturdu. Resulullah efendimiz, secdeyi uzatınca, sahabeden, “acaba emr-i hak vaki olup, vefat mı etti” diye düşünenler oldu. Namazdan sonra secdeyi niçin uzattığını soranlara buyurdu ki:
(Secdede iken torunum omzuma çıktı. Gönlü oluncaya kadar indirmediğim için secde uzadı.) [Nesai]

Peygamber efendimizin Hazret-i Hasan’ı öptüğünü gören bir zat, (On oğlum var, hiçbirini öpmem) dedi. Resulullah efendimiz, (Merhamet etmeyen, merhamete kavuşamaz) buyurdu. (Buhari)

Resulullah efendimiz, Hazret-i Hasan’ı bir dizine Hazret-i Hüseyin’i de öteki dizine oturtur, bağrına basar, sonra da, (Ya Rabbi, bunlara rahmetini ihsan et, bunları seviyor, bunlara şefkat duyuyorum)derdi. (Buhari)

Peygamber efendimiz, Hazret-i Hasan’ı öptükten sonra Eshab-ı kirama buyurdu ki:
(Çocuk çekingendir, hâli bilinmez, belki üzüntülüdür.) [B.Arifin)]

Kur’an-ı kerimde, malın, evladın, fitne yani imtihan olduğu bildiriliyor. (Tegabün 15)
(Ya Rabbi, düşmanlarıma çok mal, çok evlat ver) hadis-i şerifi, mal ve evlat hayırlı olmadığı takdirde bela olacağını bildirmektedir.(Berika)

Mal, çocuk ve hanım, cihad, namaz gibi ibadetlerden alıkoyabilir. Dikkatli olmak gerekir. Peygamber efendimiz, (Ahir zamanda sizin en iyiniz, çoluk çocuğu olmayandır) buyuruyor. En iyilerden olanlara müjdeler olsun! Bunun için bir İslam âlimi, (Bu devirde çocuğu olmayan şükür secdesi yapmalıdır) buyurmuştur.

Evladın ana baba üzerindeki hakları

 

Sual: Evladın ana-baba üzerindeki hakları nelerdir?
CEVAP
Evladın, ana-baba üzerinde hakları vardır. Bazıları şöyledir:
1- İleride, çocuk annesiyle kötülenmemesi için, evladına anne olacak kızı, iyi yerden seçmelidir. Saliha olmasına dikkat etmelidir!

2-
Çocuğa iyi isim koymalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çocuğa güzel bir ad koymak, evladın baba üzerindeki haklarındandır.) [Beyheki]

 

Ahmed, Muhammed, Mahmud gibi Peygamber efendimizin isimlerini koymalıdır! Allahü teâlâ, (Habibimin isminde olan müslümana azap etmeye hayâ ederim) buyurdu. Resulü de, (Üç oğlu olup da, birine benim adımı vermeyen, cahillik etmiş olur) buyurdu. (Taberani)

3-
Çocuğu güzel terbiye etmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Çocuğu güzel terbiye, evladın babasındaki haklarındandır.)[Beyheki]
(Evladınıza ikram edin, onları edepli, terbiyeli yetiştirin!) [İbni Mace]
(Çocuğu terbiye etmek torunlara sadaka vermekten daha sevaptır.) [Tirmizi]

4-
Çocuğa karşı şefkatli davranmalıdır! Peygamber efendimiz aleyhisselam, torununu öperken birisi görüp, (Ya Resulallah, benim on çocuğum var, hiç birini öpmem) dedi. Ona, (Merhamet etmeyen merhamet bulamaz) buyurdu. (Buhari)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Çocuklarınızı çok öpün, her öpmenizde Cennetteki dereceniz yükselir.) [Buhari]
(Çocuk kokusu Cennet kokusudur.) [Taberani]

5-
Çocuklara beddua etmemelidir. İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlakını sen bozdun) buyurdu.

6-
Çocuklara iyilik etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Evladınıza ikram edin, ana-babanın sizde hakkı olduğu gibi, evladınızın da sizde hakkı vardır.) [Taberani]

7-
Çocuğu helal gıda ile beslemelidir! Haram gıdanın etkisi çocuğun özüne işler, çocukta uygunsuz işlerin meydana gelmesine sebep olur. Hadis-i şerifte (Yiyip içtikleriniz helal, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hasıl olur) buyuruldu. (R.Nasıhin)

8-
Babanın, çocuklarına ilim, edep ve sanat öğretmesi farzdır. Önce, Kur’an-ı kerim okumasını öğretmelidir. Sonra imanın ve İslam’ın şartlarını öğretmelidir. Yedi yaşından itibaren namaz kılmaya alıştırmalıdır! Dünya ve ahirette kurtuluş ilimledir. Çocuğu, din bilgilerini öğrendikten sonra, okula göndermeli, lise ve üniversite tahsili yaptırmalıdır. Dinini öğrenmeden mektebe gönderilirse, artık bunları öğrenecek vakit bulamaz. Din düşmanlarının tuzaklarına düşüp, onların yalanlarına aldanır. Dinsiz ve İslam ahlakından mahrum olarak yetişir. Dünya ve ahirette felaketlere sürüklenir. Millete zararlı olur. Kendine ve başkasına yapacağı kötülüklerin günahları, ana-babasına da yazılır. Çocuğunu, din bilgilerini öğretmeden önce, kâfir ve Hıristiyanların mekteplerine göndermenin büyük zararları, İrşad-ül-hiyara kitabında yazılıdır.

9-
Çocuk akıl baliğ olup evlendikten sonra ona şöyle demelidir:
(Evladım, seni terbiye ettim. Okutup, evlendirdim. Dünyada bir felakete, ahirette azaba uğramaktan Allahü teâlâya sığınırım. Aklını başına topla, buna göre çalış!) [İ.Hibban]

10-
Ahnef bin Kays hazretleri buyurdu ki:
(Çocuklar için zorluklara katlanmalı, onların ayakları altında yumuşak yer, başları üstünde gölge olmalıyız! Onlara sert davranmayalım ki bizden uzaklaşmasınlar. Bizden usanıp ölümümüzü beklemesinler. Uygun isteklerini yerine getirmeli, hiddetlenirlerse teskine çalışmalıyız!)

11-
Çocuklar arasında adalete riayet etmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Hediye verirken çocuklarınız arasında eşitliğe riayet ediniz!)[Taberani]

12-
Fudayl bin Iyad hazretleri buyurdu ki:
(Ana-babasına iyilik eden, akrabasını ziyaret eden, din kardeşine ikramda bulunan, çoluğu çocuğu ve hizmetçisi ile iyi geçinen, dinini koruyan, malını iyi yerlerde harcayan, dilini tutan, gözünü haramlardan koruyan, fuzuli işlerden uzak duran ve Rabbine ibadet eden mürüvvet ehlidir.)

13-
Baba, yapmayacağını zannettiği emri çocuğuna söylememelidir. Söyleyip de onu itaatsizliğe sürüklememelidir. Salih zatın birisi, oğlundan hiçbir şey istemezdi. Sebebi sorulunca, (Bir şey istediğim zaman, oğlumun bana karşı gelmesinden korkarım. Karşı gelince, Cehenneme müstahak olur. Ben de oğlumun ateşte yanmasına razı olamam) buyurdu. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Şunlar, saadet alametidir: Saliha hanım, itaat eden çocuklar, salih arkadaş.) [Hakim]

Çocuğun da hakkı var
Bir adam, Hazret-i Ömer’e, oğlunu şikayet eder. Hazret-i Ömer, bu kimsenin oğluna der ki:
– İmandan sonra birinci vazifemiz ana babanın kalbini kırmamaktır. Onlar ne kadar kötü olsalar da, yine her şeyin üstünde hakları vardır. Onların kalbini kıranın ibadeti kabul olmaz. Müslüman doğmamıza ve Müslüman yetişmemize sebep olan ana babamızın kalbini kırarsak Cennete nasıl gireriz? Onlar bize hakaret etse de, yalvararak gönüllerini almamız lazımdır. Müslüman ana babamız, bizden razı olmadıkça, Allahü teâlânın sevdiği kulu olmak çok zordur.

Çocuk Hazret-i Ömer’e der ki:
– Ya Emir-el-müminin, söylediklerini aynen kabul ediyorum. Fakat çocuğun ana babası üzerinde hiç mi hakkı yoktur?

Hazret-i Ömer buyurdu ki:
– Evet çocuğun da hakkı vardır. Evlenirken çocuklarına anne olacak kızı veya kadını iyi aileden seçmesi, çocuğa güzel bir isim koyması ve dinini öğretmesi gerekir.

Çocuk, Hazret-i Ömer’e şöyle cevap verdi:
– Babam, bana terbiye nedir öğretmedi. Anam ise, zenci bir Mecusinin kızı idi. İsmimi “Karaböcek” koymuş ve Allah’ın kitabından bana bir harf bile öğretmedi. Maalesef dinim hakkında hiçbir şey bilmiyorum.

Hazret-i Ömer, çocuğun babasına dedi ki:
– Gelmiş, bir de bana oğlunu şikayet ediyorsun; halbuki sen onun hakkını çiğnemiş ve o sana kötülük etmeden, sen ona kötülük etmişsin.

Sual: Bazı kimseler, “Çocuk din dersini, ancak lise, hatta üniversiteyi bitirince öğrenmelidir. Daha önce öğrenirse aklı karışır. Fen bilgilerini öğrenmesi ve inanması zor olur” diyorlar. Çocuğa küçükken dinini öğretmek gerekmez mi?
CEVAP
Fen bilgisi din bilgisinden ayrı değildir. Fen bilgisi İslami ilimlerin bir koludur. İslami bilgileri öğrenen fen ilimlerini de öğrenir. Her Müslüman, çoluk çocuğuna ve emri altında bulunanlara dinini öğretmekle sorumludur. Bir hadis-i şerif meali:
(Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) [Müslim]

Bir âyet meali de şöyledir:
(Ey iman edenler, yakıtı insan ve taş olan Cehennem ateşinden kendinizi ve çoluk çocuğunuzu koruyun.) [Tahrim 6]

İyiliğe de, kötülüğe de sebep olanlar, yaptıkları işe ortak olurlar. Üç hadis-i şerif meali:
(Dinimizde iyi bir çığır açan, bununla amel edenler gibi sevaba kavuşur, onların sevabından da hiçbir şey eksilmez. Kim de, dinimizde kötü bir çığır açarsa, onların günahı, ona da verilir, o kötü yoldakilerin günahından hiçbir şey eksilmez.) [Müslim]

(Hayra delalet eden [yol gösteren, sebep olan] o hayrı yapan gibi sevaba kavuşur.) [Taberani]

(Bir Müslümanın evladı ibadet edince, kazandığı sevap kadar, babasına da verilir. Bir kimse, çocuğuna dinini öğretmeyip, günah olan şeyler öğretirse, bu çocuk ne kadar günah işlerse, babasına da o kadar günah yazılır)
[S. Ebediyye]

(Ağaç yaşken eğilir) ve (Demir tavında dövülür) gibi ata sözleri meşhurdur. Her şey zamanında yapılır. Bir hadis-i şerif meali:
(Çocukken öğrenilen şey, taş üzerine kazılan nakış gibi kalıcıdır. Yaşlandıktan sonra öğrenmeye kalkması ise, su üzerine yazı yazmaya benzer.) [Hatib]

Bu bakımdan çocuklarımıza ilkönce, dinimizin emir ve yasaklarını ve Kur’an-ı kerimi öğretmeliyiz. Daha sonraya bırakmamalıyız. (Helekel-müsevvifun) hadis-i şeriftir. Anlamı ise, (Hayırlı işlerinizi hemen yapın. Yarına bırakmayın, yoksa helak olursunuz) demektir. Hayırlı işlerin birincisi ve en önemlisi çoluk çocuğuna İslamiyet’i öğretmektir. Her Müslümanın bu birinci görevi hemen yapması, yarınlara bırakmaması gerekir.

AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR DİNİMİZDE ÇOCUĞUMUZ

Çocuk, ana baba elinde

bir emanettir. Çocukların temiz kalpleri kıymetli

bir cevher olup, mum gibi, her şekli alabilir. Küçük iken, hiçbir şekle

girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum

ekilirse, onun mahsulü alınır. Onun için Ağaç yaşken eğilir

demişlerdir. Bunun gibi çocuk da neye meylettirilirse, oraya yönelir.

Eğer hayrı âdet eder, öğrenirse hayır üzerine büyür. Çocuklara iman,

Kur’an ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din

ve dünya saadetine ererler. Bu saadete ana-baba ve hocaları da ortak olur.

Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları

her kötülüğün günahı, ana-baba ve hocasına da verilir.

(Bir çocuk ibadet edince, kazandığı sevap kadar, babasına da

verilir. Bir kimse, çocuğuna fısk, günah öğretirse, bu çocuk

ne kadar günah işlerse babasına da, o kadar günah yazılır.) [S.Ebediyye]

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Kendinizi ve aile efradınızı

Cehennem ateşinden koruyun!) [Tahrim 6]
Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Bütün çocuklar, Müslümanlığa elverişli olarak dünyaya gelir.

Daha sonra bunları, ana-babaları hıristiyan, yahudi ve dinsiz

yapar.) [Taberani]

 

PEYGAMBER EFENDİMİZİN SEVGİYİ TAVSİYE EDEN SÖZLERİ

 

“Hediyeleşin, birbirinizi sevin, “Birbirinize yiyecek hediye edin. Bu, rızkınızda genişlik hasıl eder.”

Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin. Bütün bunlar, kötülüğü olan, Rabbinin katında da hoş olmayanlardır.
(İsra Suresi, 37-38)

 

“Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Birbirinize kin tutmayınız. Birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinizle dostluğunuzu kesmeyiniz. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.”

 

“Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah’ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz.”

 

“Allah için mütevazi olanı Allah yüceltir. Böbürleneni Allah alçaltır. Allah’ı çok ananı Allah sever.”

 

Mikdam İbnu Mâdikerib (radıyallâhu anh) şöyle anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Biriniz kardeşinin ahlakını (Allah için) seviyorsa bunu kendisine söylesin.”




buharla cildi temizle

Isı ve giderek artan buhar gözenekleri açar, cildi dış etkenle­re açık hale getirir ve etkili maddelerin alımını artırır. Bu du­rumda etkili bir yüz maskesi oldukça yararlıdır. Aynı prensiple cilt sıcak bir kompresle de bakıma hazır hale getirilebilir. Bir el havlusunu sıcak suya tutun, iyice sıktıktan sonra cildinizin üze­rine yerleştirin. Aynı işlemi defalarca tekrarlayın.

Dikkat: Maske uygulamasına geçmeden önce peeling yap­mak etkili maddelerin alımını artıracaktır.

 

Daha iyi bir kan dolasimi icin yüz masaj

Herbiri 20 saniyelik cilt üzerindeki sadece dört parmak bas­kısı bile inanılmaz sonuçlar verebilir. Rahatlatıcı bir masaja yardımcı olması açısından besleyici bir krem kullanmak yararlı olacaktır.
• iki elin ayasını burundan başlayarak yanaklar üzerinden
kulaklara doğru yüzünüzde gezdirin.
• Alın bölgenize işaret, orta ve yüzük parmağınızla bur­nun iki kaş arasındaki noktasından başlayarak saç dipleri­ne kadar masaj yapın,
• Orta ve yüzük parmağınızla dudak bölgesinde yarım da­iresel çizin.
• Parmak baskılarınızı burun üzerinde ve kaşlarda sürdü­rün.

 

Bitkilerin cilde etkileri

 

Ihlamur: Cilt dokusunu güçlendirir ve yeni hücre oluşumunu destekler. Kuru ve duyarlı cilt­ler için uygundur.

Isırgan otu: Cildin kan dolaşımını hızlandırır. Yağlı saçlara ve kepeğe karşı kullanılabilir.

Kekik: Dezenfekte gücü çok yüksektir. Özel­likle, sağlıksız ve iltihaplanmaya yatkın ciltler için önerilir.

Mayıs Papatyası: Bu klasik güzellik bitkisi, il­tihaplanmayı önleyici ve yatıştırıcı etkileriyle, özellikle problemli ve duyarlı ciltler için çok önemlidir.

Cildiniz canlılık kazansın

Cildinizin canlılık kazanmasını istiyorsanız elinizin altındakilerle bir çok yönlü uygula­malar yapabilirsiniz bunlardan birkaç örnek aşağıdaki gibidir:

Elma Sirkesi: Bu çok yönlü ilaç, cildi canlan­dırır ve derinin asidikkoruma örtüsünü güçlendi­rir. Çok zengin vitaminler ve mikrobesin madde­leri içerir. Kuru ve çatlak cilt kadar, yağlı ve si­vilceli ciltlerin bakımında da başarılıdır. Saçlara yumuşaklık ve parlaklık kazandırır.

Çökelek / Ekşimik: İltihaplı cilde karşı eski zamanlardan beri kullanılan çökelek, gerektiğin­de biraz ılık sütle karıştırılarak krem kıvamına getirilir. Yağlı cilt bakımında kullanılır, alt derinin (perminal katman) kan dolaşımını hızlandırır, ayrıca, hafif güneş yanıklarında rahatlatıcıdır

Vitamin için doğru adres: zeytinyağı

Zeytinyağı içeriğinde birçok vitamini de ba­rındırıyor. Bu vitaminler sağlık kadar güzellik için de önemli.

E Vitamini: Zeytinyağı bol E vitamini içeriyor.

Bu vitaminin ise pek çok yararı var: Hücre zarını stabilize ederek, erken yaşlanmaya engel oluyor. Serbest radikalleri nötralize ederek, hücrelerimi­ze zarar vermelerini engelliyor. Aynı şekilde, al­yuvarlarımızın yıkımını önlüyor. Beyin, karaci­ğer, ve kan damarları da E vitamini koruması al­tında.

Kötü huylu (LDL) kolesterolün damar sert­liği yapmasını engelliyor.

Böylece yüksek tansi­yon, kalp krizi, felç gibi hastalıklar önlenmiş oluyor.  Kolesterol sinir hücrelerinin izolasyonu­nu sağlıyor.

Kolesterolün okside olması, beyin hücreleriyle ilgili Parkinson, Alzheimer gibi has­talıklara neden oluyor. Bunların önlenmesinde e vitamini büyük rol oynuyor. E vitamini bağışıklık ve

savunma sistemini güçlendiriyor, böylece en­feksiyon hastalıklarından koruyor. Güçlü, sağ­lıklı ve güzel bir cilt için de E vitamini dolayısıy-lada zeytinyağı gerekli E vitamini azlığı

kısırlık­ta da negatif bir rol oynuyor.

A Vitamini: Zeytinyağı A vitamini açısından da oldukça zengin bir yağ. Yağda erimiş olma­dıkça bağırsaklarda emilmeyen bu vitamin, zey­tinyağından alındağında vücut tarafından

kolay­ca emiliyor. A vitamini eksikliğinde görme bo­zuklukları oluşuyor. Vücudumuzu dıştan örten derinin oluşumu ve sağlık kalması, için de bu vi­tamin gerekli. Aynı şekilde burun, ağız,

yemek -borusu, mide, bağırsaklar ve vajina iç derisinin sağlıklı olması için yine bu vitamingerekli. A vi­tamini kıkırdak dokusunun da vazgeçilmez des­tekleyicidir. Güzel bir cilt, sağlıklı

salar ve kuv­vetli tırnaklar için A vitaminin ihtiyacımız var. A vitaminin ön maddesi olan Betakaroten en kuv­vetli antioksidan vitaminlerin başında geliyor.

D Vitamini: Zeytinyağı D vitamini açısından da zengin. Bu vitaminin en büyük vazifesi; kalsi­yum ve fosforun emilimini sağlayıp, kemik olu­şumunu ve büyüme çağından sonra da onların

devamlı şekilde güçlü kalmasını sağlamak. Ge­lişme çağında bu vitamin yeterince alınmızsa, yumuşak kalan kemikler ki bilhassa bacaklar, vücut ağırlığından dolayı deforme oluyor. 0 ve

X bacak şeklini alır ki, bu durum tıpta “raşitizim” olarak adlandırılıyor. D vitaminine yaşamımızın her safhasında ihtiyacımız var.

Seramik ve Cam temizliği

Seramik esya ve dösemeleri amonyakli suyla silin. onra, ilik suyla durulayarak kurutun.
Camlarin Temizligi Cami en iyi parlatan gazete kagididir. Önce deterjanli suyla sildiginiz camlarinizi sonra kagit ile parlatmakta büyük fayda vardir.Camlariniz fazla soguktan donmus ise bu türlü camlari tuza batirilmis nemli bezle silmek gerekir.

Cehennemde Kadınlar…!!


İbni Abbas radıyallahü anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselâm zamanında güneş tutulmuştu. Allah’ın Resulü namaz kılıp uzun uzun kıyamda kaldı.
Bundan sonra Peygamberimiz şöyle buyurdu:
— Muhakkak güneş ile ay Allah’ın âyetlerinden birer âyettir. Hiç bir kimsenin ölümü ve yaşaması için tutulmazlar; şu halde tutulduklarını görünce Allah’ı zikrediniz.
İnsanlar dediler ki:
— Ey Allah’ın Resulü, durduğun yerde bir şey almaya uzanmış olduğunu, sonra da irkilip geri çekildiğini gördük. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm:
— Katî olarak Cenneti gördüm de, bir salkım üzüm yakaladım. Koparmaya muvaffak olsaydım, dünya durduğu sürece ondan yiyebilecektiniz. Bana Cehennemde gösterildi. Şu anda gördüğüm manzaradan daha kötü hiç bir manzara görmedim. Cehennemdekilerin çoğunu da kadınlardan gördüm, buyurdu.
— Ey Allah’ın Resulü, ne sebeble onların çoğu kadınlardandır? diye sordular da, Peygamber aleyhisselâm:
— Küfürleri sebebiyle, cevabında bulundu.
— Allah’a mı küfrediyorlar? diye yine sordular. Peygamber aleyhisselâm:
— Kocalarına ve kendilerine yapılan nimete küfrediyorlar; onlardan birine dünyayı versen, yahud ömrü boyunca iyilikte bulunsan, yine senden hoşlarına gitmeyen bir şey görünce, senden hiç bir zaman hayır görmedim, derler, buyurdu.

Kürtajla İlgili Hadisler

 



Kürtajla İlgili Hadisler
İbn-i Me’sud (ra) Peygamber (sav) Efendimize soruyor:
– “Hangi günah daha büyüktür? Allah Rasülü cevap veriyor
– Seni yarattığı halde Allah’a denk, ortak ve benzer koşman
– Ondan sonra?
– Seninle beraber oturup (hazırlanan yemekleri) yer korkusuyla çocuğunu öldürmen
– Ondan sonra?
– Komşunun karısıyla zina etmen” (Buhari Müslim) 

Rasülüllahın (sav) Kadınlarla Çocuklarını Öldürmemeleri İçin Yaptığı Anlaşma
Hz Peygamber (sav) yeni müslüman olan kadınlarla bey’at eder, onlardan söz alırdı Bu kadınların uymaya söz verdikleri hususlardan biri de “evlatlarını öldürmemeleri” mealindeki ayetin tefsirinde, İbni Kesir, çocuk düşürmenin de evlat öldürmeye dahil olduğunu kaydeder (Kur’an-ı Kerim, el-Mümtehine:12)
Kadınlardan Habil kızı Azze şöyle der:
“Rasulüllah (sav) ile yaptığım antlaşmada o, bana: “Gizli ve açık bir şekilde çocuğunu öldürmeyeceksin” diye şart koştu Açık olan çocuk düşürmenin ne demek olduğunu bilirim (Cahiliyet çağında olduğu gibi) Gizlice çocuk öldürmeye gelince ben onu Rasulüllaha sormadım O da kendiliğinden söylemedi Öyle kanaat getirdim ki o, çocuk düşürmektir Allah’a yemin ederim ki hayatım boyunca asla çocuk düşürmeyeceğim!

 

 

Hâmile ve emziren kadın hakkinda Rivayet edilen Hadis


Hâmile ve emziren kadın:
Allâh Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurur: (Allâh -Tebâreke ve Teâla- yolcudan namazın yarısını, hâmile ve emziren kadından da orucu kaldırmıştır )
Hâmile ve emziren kadın oruç tuttuğunda kendi veya çocuğu hakkında endişe ederse orucunu bozar ve bozduğu her güne karşılık bir fakiri doyurur.
İbn Umer (r.a.) bebeği hakkında korkan kadından sorulur. O da; «Orucunu bozar ve her gün için bir fakir doyurur.. . » der..
(Sizden ramazan ayını idrâk edenler onda oruç tutsun.) âyetinin tefsiri hakkında İbn Abbâs şöyle der: «Hâmile ve emziren kadın korkar ise, oruçlarını bozar ve her gün için bir fakir doyururla r.»
Başka bir rivâyette İbn Umer şöyle der: (Hâmile ve emziren kadın iftar eder, kazâ etmez.)

Hesabı sorulmayacak harcamalar.

Hesabı sorulmayacak harcamalar.

Dört nevi para harcama vardır ki, kıyamet gününde kul bu harcamalardan mesul olmaz:

l. Ana ve babasına harcadığı para masraf.

2. İftar için harcadığı paralar

3. Sahur için harcadığı paralar, masraflar

4. Bir de ehl ü iyali için harcadığı paralar, masraflardır.

Dinar denilen o günkü para o da dört maksatla harcanır:

1. Birisi fisebilillah harcanan paralar.

2. Miskinlere harcanan paralar.

3. Kölelere harcanan paralar.

4. Ehline, evine, çoluk çocuğuna harcanan paralardır.

Fakat bunun en büyük ecri ve sevabı olan ise, ehline harcadığı paralardır.

 

LÜZUMSUZ İŞLERİ TERKETMEK

LÜZUMSUZ İŞLERİ TERKETMEK

Ebü Hüreyre radıyallahu anh‘den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kendisini (doğrudan) ilgilendirmeyen şeyi terketmesi, kişinin iyi müslüman oluşundandır.”

Açıklamalar

Dünyada lüzumsuz, boş ve faydasız hiçbir şey yoktur. Allah Teala her yarattığını bir hikmete dayalı ve bir hizmete uygun yaratmıştır. Ancak herşeyin herkes için her zaman gerekli olması da hiç şüphesiz düşünülemez. İşte hadiste işaret buyurulan malayanî, “kişinin dinine ve dünyasına faydası olmayan şey” anlamındadır.

İnsanı doğrudan ilgilendirmeyen şeylere bu anlamda “lüzumsuz” veya “gereksiz” denilebilir. Halkımız “üstüne elzem olmayan işe karışma” derken, işte bu manayı dile getirmektedir.

Neyin malayanî, neyin gerekli olduğunu ayırabilmek için, öncelikle sağlam değer ölçülerine sahip olmak lazımdır. Hiç şüphesiz müslümanlar için müslümanlığın değer ölçüleri esastır. O halde olgun mü’min, müslümanlığın ölçülerine göre yaşayan ve çevresini bunlara göre değerlendiren kişidir. Malayanînin terkedilmesi, müslümanın sürekli uyanık olduğunu gösterir. Murakabe fikri ile yaşadığını belgeler.

Malayanîyi terketmek, gerekli olanı icabeden yerde gerektiği ölçüde yerine getirmek demektir. Toplumda olumsuz gelişmelerin önlenmesi, büyük ölçüde gereksizlerin terkedilmesiyle mümkün olacaktır. Bu sebepledir ki, İslam alimleri bu hadisi “medar-ı İslam” olan dört hadisten biri kabul ve ilan etmişlerdir.

Gereksizi terketmek, lüzumluları önem sırasına koyma fikrini de beraberinde getirir. Böylece müslüman, her konuda en lüzumlu olanı işle­mek, en gerekli olanı ortaya koymak başarısını ve basiretini yani olgunluğunu gösterir. Bu da onun güzel müslüman olduğunun delili olur.

Malayanî ile meşgul olmak, lüzumluları ihmal etmeye götürür. Çünkü gerekli-gereksiz herşeyle meşgul olmak insanı, kolayı tercihe sevkeder. Bütün bunlar ise, sonuçta müslümanı fuzulî işlerin adamı durumuna düşürür. Bu bakımdan hadis, fevkalade önemli bir tesbit yapmakta, iyi müslüman olabilmek için her şeyden önce kendisini ilgilendirmeyen fuzulî işlerle meşgul olmamak gerektiğine dikkat çekmektedir. Çünkü ömür kısadır ve hızla geçmektedir.

Gerekli-gereksiz herşeyin harman olduğu günümüzde sadece lüzumlu işlerle meşgul olabilmek, ancak gerçekten olgun bir iman ile mümkündür.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Kendisini doğrudan ilgilendirmeyen söz ve işlerle meşgul olmamak, müslümanın iyi bir seçim bilincine sahip olduğuna ve imanının olgunluğuna işarettir.

2. İnsan, dünya ve ahireti için gerekli ve lüzumlu olan işlerle meşgul olmalıdır.

3. Malayanîyi terk, sürekli ilahî denetim altında bulunduğu şuurunun bir sonucudur. Murakabe’nin en büyük pratik faydası budur.

 

%d blogcu bunu beğendi: